ANADOLU'NUN TARİHİ COĞRAFYASI
Milli Eğitim Basımevi İstanbul 1960
Sayfa 450-
..., beşinci asırda , Metropolis'in Nikopolis adını da beraber taşımış olması hatıra gelir (1)
20- Apameia uzun zaman Anadolu'nun en büyük şehirlerinden biri idi. İnhitatı belki Constantinople'un tesisi ile başlamıştır. Yeni teşkilâta göre artık büyük bir yol üzerinde bulunmuyordu; halbuki ticaret batıya yöneldiği müddetçe, yol şebekesinin tam toplandığı noktada bulunuyordu. Prof. G. Hirschfeld'in Buranın topografyası hakkındaki tetkikleri, umumiyet itibariyle doğrudur; lâkin nehirler meselesinde yanıldığı aşikârdır. Mr. Hogarth kendisini bu noktada tashih etmiştir. Hirschfeld Ilı'canın Marsyas nehri olduğunu iddia eder. Lâkin Hogarth doğru bir sağ duygu ile bu fikri reddetmiş " çıplak bir tepenin eteğinden, düm düz bir yatağa sükûnetle akan ve bir nehirden ziyade bir su mecrası gibi yavaşça sıyrılıp giden bu hazin derenin, o hikâyelerde yadı geçen Marsyas olamayacağını " kati'yetle iddia etmiştir (2). Bu küçük dereyi ılık kaynaklar beslemektedir. Bunun için adına Lidja ( Ilıca ) denmiştir. Apameia'ya ait bir sikkede Mai ( andros ), Mar ( syas ), Or ( gas ), Ther ( ma ) nehirlerinin bir gurup halinde Apameia'nın ( Efezdeki Artemis tipinde ) hami tanriçesi etrafında toplandıklarını görüyoruz. Bu da Apameia halkının sıcak menbaları Marsyas'dan ayırd ettiklerini kat'iyetle ispat etmektedir.
Prof. Hirschfeld, Marsyas hakkındaki noktai-nazarını takviye için şu sözleri söylüyor: « Bir çift pınar, hemen kaynadıkları noktanın altında, iki kemerden geçerek Nehre dökülür ». Ve bu kaynakların K ... ve I ... ( Yunan hafleri bilgisayarda olmadığından yazılamadı. M. Doğan Aykanlı ) ( ağlayan, gülen ) olduklarını ilâve ediyor. Lakin bahsettiği iki « Bogennichen'ın », Roma yolunu, bazı sıcak kaynakların bulunduğu çukurdan aşırmak için yapılmış iki alçak kemerden ibaret olduğuna dikkat etmiyor. Burada, zannettiği gibi eskiden bir suni mağaranın bulunmuş olması bana etrafın vaziyetine hiç uygun gözükmüyor (3). Hirschfeld'in ana dereye Hudaverdi ismini vermesi de yanlıştır. Hudaverdi, bana nakledildiğine göre, derenin asıl kaynaklarından yüz yarda aşağıda, ve en yüksek değirmenden biraz yukarda bir noktada, takriben elli sene evvel birden bire feveran etmiş bir tek kaynağın adıdır. Bu kaynağın suyu gayet iyi içilebildiği halde, eğer hatırımda doğru kalmışsa, öteki pınarların hiçbiri içilemez. Bunun içindir ki Hudaverdi ismi verilmiştir. Suyun büyük bir kısmı ayrılmış, tahta borularla kasabaya isale edilmiştir.
Apameia'da Kallirhhoe isminde bir pınar bulunduğu faraziyesi, Sestini'nin yanlış okuduğu bir sikkeden hasıl olmuştur. İmhoof Blumer Num. Zft. 1884, S. 289
Prof. Hirschfeld'in büyük çaptaki Apameia haritası gayet mükemmeldir. Anadolu'nun içerlerinde hiçbir eski şehir yeri için böyle bir haritanın bulunmayışı çok teessüfe şayandır. Aynı kâğıt üzerindeki Dineir ve Dombay vadilerini gösteren küçük haritalar, icabettiği kadar iyi değildir. Apameia-Celainai tarihi hakkındaki tetkiki gayet mühimdir.
(1) « Journ. Hell. Stud. » Nisan. 1883 de « Metropoltanus Campus » hakkında bir makale neşretmiştim. Buna 1883 Teşrinievvelinde, Tatarlı ile Haydarlı arasında. tam Metropolis'in olduğu noktada bulduğum bir kitabe parçasını da ilave etmek isterim: « Senato ve halk Artemidoros'un oğlu Sostenis'in oğlu Artemidoros'u tebcil eder. Alim, filosof, müstesna bir şahsiyet ve bir çok hususlarda memleketine faideli olan bu adam, oyunlara sarf edilmek üzere para vermiştir ».
(2) Hirschfeld'in « Berl, Akad. Abhandla. » 1876 da « Über Celainai-Apameia Kibotos » ismindeki makalesi . Hogarth'in « Journ Hell. Stud ». 1888 deki makalesi.
(3) Apameia'yı 1881 de, ( gayet kısa olarak )1882 de, ve 1888 de ziyaret ettiğim zaman Hogarth'ın henüz neşredilmemiş fikrini bildiğim için bu noktayı dikkatle tetkik ettim. 1881 de Hirschfeld'in makalesini henüz okumamıştım; lâkin vaziyeti gayet dikkatle tetkik etmiş olduğunu bildiğim için topografyasına fazla ehemmiyet vermedim.
Prof. W. M. RAMSAY
maiandros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maiandros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Eylül 2010 Çarşamba
16 Temmuz 2010 Cuma
MARSYAS KÜLTÜ VE İLK MÜZİK YARIŞMASI
Musa SEYİRCİ
Bu bildirimde sizlere yeni bir şey söylemiyeceğim. Hemşehrimiz Anadolu uzmanı Halikarnas Balıkçısı'nın da değindiği gibi, Marsyas Kültü ve ilk müzik yarışması üzerinde duracağım, bir iki konunun altını çizeceğim.
Sümerler'in, 'Denizin kenarındaki güneş bahçesi' dedikleri Anadolu, dünya uygarlığının merkezidir. İlkçağ tarihçeleri dünya uygarlığının merkezi Mezopotamya toprakları derlerse de Ana tanrıça Kübele'nin kutsanmasının Anadolu'da Sümer kültüründen en az üç bin yıl önceye gittiği görülmektedir. Bu nedenle, -Halikarnas Balıkçısı'nın da bir çok incelemesinde değindiği gibi- uygarlığın Anadolu'dan Mezopotamya'ya geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Birçok buluşlara, yarışmalara, söylencelere, kültürel verilere, yataklık yapan, doğuran Anadolu toprakları, müziğin ve müzik yarışmasının da anayurdudur. Müziğin adını veren müz'ler (sanat perileri) Anadoluludur. İlk müzik yarışması Marsyas ile Apollon arasında soylu Frigya topraklarında Kelainai ya da Selene'de (bugünkü Dinar) yapılmıştır. İlk gitar konserleri de lsos'ta (Milas'ta Güllük yakınında) verilmiştir.
Marsyas söylenceye göre, -Yurttaşımız Herodotos'un ve coğrafyacı Strabon'un da değindiği gibi- Kelainai kentinde doğmuştur. Frigya havaları yakar, Kybele, Pan ve Diyonizos gibi tanrılara ilahiler düzermiş ve yaktığı havaları Homerosumuz, Yunusumuz, Karacaoğlanımız ve Aşık Veyselimiz gibi gurbet gurbet gezerek, taban teperek, flütüyle hazin hazin öttürürmüş. Bir müzik dehası olan Marsyas, değişik sesler çıkarmak için ayrı boylarda kamışlar kesmek yerine aynı kamışta delikler açmış. O zamana kadar ayrı kamışlardan çıkarılan değişik sesleri, tek kamıştan çıkarmayı başarmış. Buna flütün de kavalın da öz atası denebilir.(1) Bazı araştırmacılarsa Onun flütünün iki delikli olduğunu, bu denli az delikle çok değişik sesler çıkardığını savlamaktadırlar.
Söylenceye göre, 'Zeka ve Hikmet Tanrıçası Athena bir gün keçi boynuzundan flüt yapmıştı. Flütü bir gün, Olimpos'taki tanrılar şöleninde çaldı. Çalgı çok güzel sesler çıkardığı halde, ölümsüzler (tanrılar) kahkahalarını tutamadılar.
Tanrıça, niye güldüklerini sorduğunda, ötekiler:
- Buluşun güzel, flüt sesin pek tatlı ama, onu çalarken güzelim avurtların şişiyor, çirkinleşiyorsun da ona gülüyoruz, dediler.Athena ayağa kalktı, baktı oynaya ki, söylenenler doğru, tuttu, icadettiği flütü Olimpos'tan aşağı fırlattı. Tanrı icadı düşe düşe Frigya'da Kelainai kenti yakınlarına düştü.
Dinar'ın (Kelainai) yakınında 900 metre yükseklikteki geniş bir alanda Pınarbaşı denilen bu gün Ankara-Antalya yolunun altında kalan küçük bir göl vardır. Bu gölde bol miktarda kamış vardır. Ve büyük Menderes'in (Meandros) gürül gürül akan suyunun kaynağı burasıdır. İşte Tanrıça Athena'nın attığı flüt buraya düşmüştür. Marsyas bu flütü buldu. (Kanımca, flütü Kelainaili Marsyas bulmuştur. Bu yörelidir. Pınarbaşı'nın kamışları çok güzel ve flüt, düdük yapmağa çok elverişlidir.
2.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri.1991
Bu bildirimde sizlere yeni bir şey söylemiyeceğim. Hemşehrimiz Anadolu uzmanı Halikarnas Balıkçısı'nın da değindiği gibi, Marsyas Kültü ve ilk müzik yarışması üzerinde duracağım, bir iki konunun altını çizeceğim.
Sümerler'in, 'Denizin kenarındaki güneş bahçesi' dedikleri Anadolu, dünya uygarlığının merkezidir. İlkçağ tarihçeleri dünya uygarlığının merkezi Mezopotamya toprakları derlerse de Ana tanrıça Kübele'nin kutsanmasının Anadolu'da Sümer kültüründen en az üç bin yıl önceye gittiği görülmektedir. Bu nedenle, -Halikarnas Balıkçısı'nın da bir çok incelemesinde değindiği gibi- uygarlığın Anadolu'dan Mezopotamya'ya geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Birçok buluşlara, yarışmalara, söylencelere, kültürel verilere, yataklık yapan, doğuran Anadolu toprakları, müziğin ve müzik yarışmasının da anayurdudur. Müziğin adını veren müz'ler (sanat perileri) Anadoluludur. İlk müzik yarışması Marsyas ile Apollon arasında soylu Frigya topraklarında Kelainai ya da Selene'de (bugünkü Dinar) yapılmıştır. İlk gitar konserleri de lsos'ta (Milas'ta Güllük yakınında) verilmiştir.
Marsyas söylenceye göre, -Yurttaşımız Herodotos'un ve coğrafyacı Strabon'un da değindiği gibi- Kelainai kentinde doğmuştur. Frigya havaları yakar, Kybele, Pan ve Diyonizos gibi tanrılara ilahiler düzermiş ve yaktığı havaları Homerosumuz, Yunusumuz, Karacaoğlanımız ve Aşık Veyselimiz gibi gurbet gurbet gezerek, taban teperek, flütüyle hazin hazin öttürürmüş. Bir müzik dehası olan Marsyas, değişik sesler çıkarmak için ayrı boylarda kamışlar kesmek yerine aynı kamışta delikler açmış. O zamana kadar ayrı kamışlardan çıkarılan değişik sesleri, tek kamıştan çıkarmayı başarmış. Buna flütün de kavalın da öz atası denebilir.(1) Bazı araştırmacılarsa Onun flütünün iki delikli olduğunu, bu denli az delikle çok değişik sesler çıkardığını savlamaktadırlar.
Söylenceye göre, 'Zeka ve Hikmet Tanrıçası Athena bir gün keçi boynuzundan flüt yapmıştı. Flütü bir gün, Olimpos'taki tanrılar şöleninde çaldı. Çalgı çok güzel sesler çıkardığı halde, ölümsüzler (tanrılar) kahkahalarını tutamadılar.
Tanrıça, niye güldüklerini sorduğunda, ötekiler:
- Buluşun güzel, flüt sesin pek tatlı ama, onu çalarken güzelim avurtların şişiyor, çirkinleşiyorsun da ona gülüyoruz, dediler.Athena ayağa kalktı, baktı oynaya ki, söylenenler doğru, tuttu, icadettiği flütü Olimpos'tan aşağı fırlattı. Tanrı icadı düşe düşe Frigya'da Kelainai kenti yakınlarına düştü.
Dinar'ın (Kelainai) yakınında 900 metre yükseklikteki geniş bir alanda Pınarbaşı denilen bu gün Ankara-Antalya yolunun altında kalan küçük bir göl vardır. Bu gölde bol miktarda kamış vardır. Ve büyük Menderes'in (Meandros) gürül gürül akan suyunun kaynağı burasıdır. İşte Tanrıça Athena'nın attığı flüt buraya düşmüştür. Marsyas bu flütü buldu. (Kanımca, flütü Kelainaili Marsyas bulmuştur. Bu yörelidir. Pınarbaşı'nın kamışları çok güzel ve flüt, düdük yapmağa çok elverişlidir.
2.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri.1991
BİR MÜZİK ŞÖLENİNDE DİNAR
Büyük Menderes nehri, Afyon ilinin Dinar ilçesindeki bir kaynaktan doğar, kıvrıla kıvrıla gider, Ege'de denize dökülür. Dinarlılar bu kaynağa (Suçıkan) ya da (Pınarbaşı) derler. Dinar'ın hemen yanıbaşmdaki tepelerin eteğinde gürül gürül suların çağladığı bir mesire yeridir burası. Dinarlılar, ötedenberi konuklarını burada ağırlar, burada yer içer, eğlenirler. Sık sık müzik şölenleri de olur. Bu geleneksel şölenlerin bir de efsanesi vardır, anlatırlar :
Bir zamanlar Dinar'ın bulunduğu yerde (Selenea) adlı, kendi halinde yaşıyan şirin bir şehir varmış. Frikya Kralı Midas bu şehirdeki kaynağı çok beğenerek, bir süre Seleneayı başkent yapmış, kaynağın başına bir saray kurmuş. O günlerde Selenealı Marsiyas adlı, müziksever bir genç, kaynağın çevresinde dolaşırken, bir flüt bulmuş. Bu Tanrıça Athena'nın sihirli flütüymüş. Athena'ya flüt çaldığı zaman yüzünün çirkinleştiği söylenince, kızmış, flütünü bu kaynağa fırlatıp atmış. Marsiyas, bulduğu flütü dudaklarına götürmüş. Bir ses ki, dinleyenleri sarhoş etmede, nağmeleri tüm çevreye dalga dalga yayılmada... Marsiyas, artık gece gündüz flüt çalıyor, konserler veriyormuş. Şöhreti kısa sürede tüm Anadolu'ya yayılmış, herkes bu flütü dinlemek için Selenea'ya akın ediyormuş. Derken, Marsiyas'ın şöhreti, Apollonun kulağına gelmiş. O güne değin (lir) çalmakta usta olan Tanrı Apollon, kıskançlık duyguları içinde Selenea'ya gelmiş. Marsiyas'ı halkın önünde yarışmaya çağırmış. Halk, Bozdağ'ın yeşil çayırlı eteklerinde toplanmış, üç kişilik de bir jüri kurmuşlar. Jürinin başkanı da Kral Midas...
Yarışma başlamış... Önce Apollon, liriyle ilâhî havalar çalmış, sanat ve su perileri olan müz'ler, koro halinde Apollon'a eşlik etmişler. Ardından Marsiyas, almış flütünü eline başlamış üflemeye... Birinci, ikinci parçalardan sonra, tüm dinleyiciler çılgınca alkışlamışlar Marsiyas'ı.. Başta Kral Midas olmak üzere jüri üyeleri şaşkına dönmüşlerdi. Marsiyas daha güzel çalıyordu, birincilik hakkıydı ama bu işe Apollon ne derdi ? Uzun tartışmalar oldu, halk «Marsiyas! Marsiyas!» diye alkış tutuyordu. Sonunda Kral Midas, cesaretle kararını verdi. Marsiyas, birinci seçilmişti.
Karar, Apollon'a duyurulduğu zaman çılgına dönmüştü. Bir hamlede Marsiyas'm üzerine atılmış, onu öldürmüş, derisini yüzdürerek şimdiki Suçıkan kayalarına astırmıştı. Sıra Kral Midas'a gelmiş, ona şöyle seslenmişti:
— Sen benim ilâhî lir'imin seslerini dinlemekten acizsin ! O duymayan kulakların büyüsün..
Gerçekten o günden sonra Midas'ın kulakları büyümeye başlamış, bu yüzden kendisine (Eşek kulaklı Midas) denmişti. En azından iki bin beş yüz yıllık bir Anadolu efsanesi bu..
Bugün, Dinar'ın Suçıkan kaynağının üst yanındaki kayalıklara çıkanlar, su birikintilerinde yetişen kamışların ince, yanık seslerini duyar, Marsiyas'ın «sihirli flüt» efsanesini, bir kez daha dile getirirler.
Pers'lerin Anadolu'ya akınları sırasında, Kral Dara'nın, yazlık başkent olarak Dinar'ı seçtiği ve sarayını kaynağın üzerine yaptırdığı söylenir. Tarihçilere göre, 2 yıl Dinar'da oturan Dara, darphanesini de burada kurmuş, para bastırmıştır. Perslerin kullandıkları paraya (Dinar) dendiği için, şehrin adının buradan geldiği söylentiler arasındadır.
Romalılar bir ara, şehre (Apamia) adını vermişlerse de, Selçuklu Türklerinin Anadolu' yu fetihlerinden sonra, şehir Dinar adıyla tanınmış, bu adıyla tarihe geçmiştir. Selçuklular devrinde önemli bir ticaret merkezi olduğu ve para bozan sarrafların çokluğu dolayısiyle şehre (Dinar) adının verildiği de söylenmektedir.
Dinar ve çevresinin çok eski bir tarihi olduğu, bölgedeki arkeolojik kalıntılardan anlaşılmaktadır. Son yıllarda bu bölgede kazılarla çıkan arkeolojik tarihî eserler Afyon müzesine kaldırılmış ve bu müzede sergilenmiştir. Bu eserler arasında lir çalan bir Apollon heykeline de rastlanmış olması, Dinar'ın Anadolu mitolojisindeki önemini çok daha ilginç bir biçimde ortaya koymaktadır.
Dinar Osmanlılar devrinde de önemini korumuş, bölgenin bir ticaret merkezi olmuştur. Dokumacılık sanayiinde de ileri giden Dinar, (Dinarî) adı verilen bez dokumalarıyla şöhret yapmıştır.
Onyedinci yüzyıl içinde Dinar'a gelen bir seyyah, Dinar'ın pazar şehri olduğundan, halkının daha çok ticaretle uğraştığından bahsederek şöyle der : «Buranın havası ve suyu hoş, ahalisi zevk sahibi, eğlence severdir.» Gerçekten de Dinar, türküleri ve oyunları ile Türk folklorunda seçkin bir yer alır. Bugün efsane kaynağı Suçıkan mesire yerinde serinliyenler Marsiyas'ın derinden derine gelen flüt sesini duyar gibi olurlar.
Dinarlı şair Gürcan seslenir bu kez :
Maindros suyu benim ilçemden doğar
Marsiyas'ın flütünü çalarak
Güzel Athenanın armağanı
Kral Midas'ın kral yüreğini okşar.
• •
Kanlı ellerini tanrı Apollon'un
Ve lir'inin altın tellerini
Yıkar tanrılığına dönerek
Maindros suyu benim ilçemden doğar.
Efsaneler diyarı, şiir, müzik ve sanat şehri, güzel Dinar'ı tatlı anılarıyla başbaşa bırakarak başka bir şehrimizi söyleşelim.
Mehmet ÖNDER Şehirden şehre 3.Cilt.
Bir zamanlar Dinar'ın bulunduğu yerde (Selenea) adlı, kendi halinde yaşıyan şirin bir şehir varmış. Frikya Kralı Midas bu şehirdeki kaynağı çok beğenerek, bir süre Seleneayı başkent yapmış, kaynağın başına bir saray kurmuş. O günlerde Selenealı Marsiyas adlı, müziksever bir genç, kaynağın çevresinde dolaşırken, bir flüt bulmuş. Bu Tanrıça Athena'nın sihirli flütüymüş. Athena'ya flüt çaldığı zaman yüzünün çirkinleştiği söylenince, kızmış, flütünü bu kaynağa fırlatıp atmış. Marsiyas, bulduğu flütü dudaklarına götürmüş. Bir ses ki, dinleyenleri sarhoş etmede, nağmeleri tüm çevreye dalga dalga yayılmada... Marsiyas, artık gece gündüz flüt çalıyor, konserler veriyormuş. Şöhreti kısa sürede tüm Anadolu'ya yayılmış, herkes bu flütü dinlemek için Selenea'ya akın ediyormuş. Derken, Marsiyas'ın şöhreti, Apollonun kulağına gelmiş. O güne değin (lir) çalmakta usta olan Tanrı Apollon, kıskançlık duyguları içinde Selenea'ya gelmiş. Marsiyas'ı halkın önünde yarışmaya çağırmış. Halk, Bozdağ'ın yeşil çayırlı eteklerinde toplanmış, üç kişilik de bir jüri kurmuşlar. Jürinin başkanı da Kral Midas...
Yarışma başlamış... Önce Apollon, liriyle ilâhî havalar çalmış, sanat ve su perileri olan müz'ler, koro halinde Apollon'a eşlik etmişler. Ardından Marsiyas, almış flütünü eline başlamış üflemeye... Birinci, ikinci parçalardan sonra, tüm dinleyiciler çılgınca alkışlamışlar Marsiyas'ı.. Başta Kral Midas olmak üzere jüri üyeleri şaşkına dönmüşlerdi. Marsiyas daha güzel çalıyordu, birincilik hakkıydı ama bu işe Apollon ne derdi ? Uzun tartışmalar oldu, halk «Marsiyas! Marsiyas!» diye alkış tutuyordu. Sonunda Kral Midas, cesaretle kararını verdi. Marsiyas, birinci seçilmişti.
Karar, Apollon'a duyurulduğu zaman çılgına dönmüştü. Bir hamlede Marsiyas'm üzerine atılmış, onu öldürmüş, derisini yüzdürerek şimdiki Suçıkan kayalarına astırmıştı. Sıra Kral Midas'a gelmiş, ona şöyle seslenmişti:
— Sen benim ilâhî lir'imin seslerini dinlemekten acizsin ! O duymayan kulakların büyüsün..
Gerçekten o günden sonra Midas'ın kulakları büyümeye başlamış, bu yüzden kendisine (Eşek kulaklı Midas) denmişti. En azından iki bin beş yüz yıllık bir Anadolu efsanesi bu..
Bugün, Dinar'ın Suçıkan kaynağının üst yanındaki kayalıklara çıkanlar, su birikintilerinde yetişen kamışların ince, yanık seslerini duyar, Marsiyas'ın «sihirli flüt» efsanesini, bir kez daha dile getirirler.
Pers'lerin Anadolu'ya akınları sırasında, Kral Dara'nın, yazlık başkent olarak Dinar'ı seçtiği ve sarayını kaynağın üzerine yaptırdığı söylenir. Tarihçilere göre, 2 yıl Dinar'da oturan Dara, darphanesini de burada kurmuş, para bastırmıştır. Perslerin kullandıkları paraya (Dinar) dendiği için, şehrin adının buradan geldiği söylentiler arasındadır.
Romalılar bir ara, şehre (Apamia) adını vermişlerse de, Selçuklu Türklerinin Anadolu' yu fetihlerinden sonra, şehir Dinar adıyla tanınmış, bu adıyla tarihe geçmiştir. Selçuklular devrinde önemli bir ticaret merkezi olduğu ve para bozan sarrafların çokluğu dolayısiyle şehre (Dinar) adının verildiği de söylenmektedir.
Dinar ve çevresinin çok eski bir tarihi olduğu, bölgedeki arkeolojik kalıntılardan anlaşılmaktadır. Son yıllarda bu bölgede kazılarla çıkan arkeolojik tarihî eserler Afyon müzesine kaldırılmış ve bu müzede sergilenmiştir. Bu eserler arasında lir çalan bir Apollon heykeline de rastlanmış olması, Dinar'ın Anadolu mitolojisindeki önemini çok daha ilginç bir biçimde ortaya koymaktadır.
Dinar Osmanlılar devrinde de önemini korumuş, bölgenin bir ticaret merkezi olmuştur. Dokumacılık sanayiinde de ileri giden Dinar, (Dinarî) adı verilen bez dokumalarıyla şöhret yapmıştır.
Onyedinci yüzyıl içinde Dinar'a gelen bir seyyah, Dinar'ın pazar şehri olduğundan, halkının daha çok ticaretle uğraştığından bahsederek şöyle der : «Buranın havası ve suyu hoş, ahalisi zevk sahibi, eğlence severdir.» Gerçekten de Dinar, türküleri ve oyunları ile Türk folklorunda seçkin bir yer alır. Bugün efsane kaynağı Suçıkan mesire yerinde serinliyenler Marsiyas'ın derinden derine gelen flüt sesini duyar gibi olurlar.
Dinarlı şair Gürcan seslenir bu kez :
Maindros suyu benim ilçemden doğar
Marsiyas'ın flütünü çalarak
Güzel Athenanın armağanı
Kral Midas'ın kral yüreğini okşar.
• •
Kanlı ellerini tanrı Apollon'un
Ve lir'inin altın tellerini
Yıkar tanrılığına dönerek
Maindros suyu benim ilçemden doğar.
Efsaneler diyarı, şiir, müzik ve sanat şehri, güzel Dinar'ı tatlı anılarıyla başbaşa bırakarak başka bir şehrimizi söyleşelim.
Mehmet ÖNDER Şehirden şehre 3.Cilt.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)