AFYON İLİ TARİHİ Cilt: I
Karınca Matbaacılık 1971
Sf. 57-58- Seha Irmağı Krallığı ve Memleket:
Büyük İkinci Arzava seferini söz konusu yaparken anlatılan Seha Irmağı Krallığı da, Afyon İli ile ilgilidir. Seha Irmağı sözünden hemen bir mitolojik efsane akla gelmektedir. Efsane şöyledir:
« Yunanlıların güzel san'atlar ve güneş tanrısı Apollo lir çalar ve musikide kendisine üstün gelecek bir kimsenin olmadığını savunurdu. Gelene ( Apamea-Dinar İlçesi ) de yaşayan MARSİYAS kavalı ile musikide ün saldığını öğrenince o'nunla yarışmak üzere Gelene'ye geldi.Yarışma sonunda Marsiyas üstün gelince, Çok kızan Apollo Marsiyas'ı tutturup diri diri bir meşe ağacına astırıp derisini yüzdürür. Ölüsünü şehrin içindeki nehre attırdığı gibi derisini de tulum yaptırıp suyun başındaki mağaraya astırır. Bundan sonra nehire Marsiyas adı verilir. »
Gelene halkı Marsiyas'ı ilâh olarak kutlular. Adına sunaklar yaparlar. Dinar İlçesi'nin içinden geçen Suçıkan ırmağı Gelene halkı tarafından kutlu sayıldığı gibi Marsiyas adına şehir paralarında resimlerini basarlar. Marsiyas Gelene ve daha sonraki Apamea şehrinin tanrısı olur.
Mar, deniz veya su Siya, Seha S, Yunanca isim eki olarak analiz edilirse - ki tamamiyle doğrudur - Marsiyas, Seha Irmağı Beyini andırmaktadır. Seha Irmağı bugünkü Menderes Nehri demek olur. Bu Krallığın buradan yani Dinar'dan başlayarak bütün Menderes boylarını içine aldığı anlaşılıyor. Bu krallığın ilimiz içindeki kısmı Dinar ve Tazkırı ovaları ancak Mira Kuvalya Krallığının yıkılışından sonra katıldığı ve pek kısa bir çağ Seha Irmağı Krallığında kaldığı düşünülebilir. Şu halde memleket bugünkü Denizli ( Tavas ve Acıpayam İlçeleri hariç ) ve Aydın ilidir.
...
...
...
...
...
...
Sf. 59- ... Bir Yunan efsanesine göre güzel san'atlar ve güneş tanrısı ( bir Aka Kralı ) Apollo Darsivas'ı ( Seha Irmağı Beyini ) Gelene şehrinde bir musiki yarışması sonunda büyük bir meşe ağacına astırıp derisini yüzdürmek suretiyle ortadan kaldırmıştır. Ölüsünü Gelene ( Dinar şehri ) içinden geçen nehire attırmıştır. Gelene halkı bu anıyı yaşatmışlar, paralarında Marsiyas'ı kaval çalan ve harmaniyesini savura savura dolaşan bir genç olarak göstermişlerdir. Yunanlılar ise kollarından ağaca asılmış bir ihtiyar olarak heykellerini yapmışlardır. Bu biçimde Marsiyas'ın İstanbul ve İzmir Müzelerinde birer heykelleri vardır. ( İstanbul Müzesindeki Heykelin resmine bakınız Şekil: 19 ) ...
Büyük tarihçi Herodot Marsiyas'ın tulum halinde şişirilmiş derisini Marsiyas ( Suçıkan ) kaynağında bulunan mağarada asılı olarak görüldüğünü yazar. Seha Irmağı Beyliğinin hangi tarihte ortadan kalktığını bilemiyorsak da Milâddan önce 1200 yıllarında olmak gerekir. Seha Kralları Dinar ve Tazkırı bölgesini ancak 40-50 yıl kadar yönetimlerinde tutabilmişlerdir...
Sf. 67- 7- GELEİNOS:
Turoya savaşlarında Dardanosların dostu olarak yardımcı kuvvetlerde savaşa katılan Ahiya ( Aka-İyon ) prenslerindendir. Mitolojik bir efsane ( masal ) ye göre Poseydon'un Danae'den olma oğludur. Turoya savaşı sonunda İç Anadoluya çekilerek kendi adına Afyon ili Dinar ilçesi yerinde Geleine şehrini kurmuştur. Geleine şehri halkı şehrin tanrısı olarak kutsal tanımış - Geleinenin yanı başında kurulan Apameia şehri halkı da - bunu benimseyerek yarı egemen olduğu ilk Roma çağlarında basılan paralarına, büst ve boy resimlerini koymuştur. ( Adı geçen Frikya sikkeleri kataloğu, No. 72, 117, 185, 190 ).
Sf.69 - 11- EUPHORBOS ( Oforbos ):
Turoya savaşlarında Dardanoslu bir savaşçı olup Panheos'un oğludur. İlyada destanında:
«... ...
...
Pantheos oğlu Euphorbos'tu bu,
...
...
Geri çekilirken vurdu Euphorbos'u
Boynunun dibinden.
Euphorbos gürültü ile yıkıldı, yere
Şangırdadı üstündeki silâhları
Atreos oğlu Manelaos öyle vurdu Euphorbos'u .. »
Diye pek güzel anlatılan bu çarpışmada Kral Manelaos'un arkadan attığı kargı ile düşen Euphorbos ( Oforbos ) birliği savaş sonunda çekildiği İç Anadoluda Afyon ili Dinar ilçesi Haydarlı bucağında ( Çul ovasında ) Göçerli köyü ile Tatarlı arasında Nemrud mezarlığı adı ile ün alan yerde adına bir şehir kurdular: Euphorbium... Bu küçük şehrin para basmadığı anlaşılıyor. Son günlerde Göçerli topraklarında şehrin yer altı mezarlığı ( Nekropol ) meydana çıkmıştır. Ovada halkın Nemrud Mezarı dediği bu kalıntılar bu kahramanın adına yapılmış bir mezar ( mezole veya temülüs )olabilir. Kınık köyünde 1,5 kilometre kuzeyde dağ eteğinde Bırçakçı öreni bu bakımdan ileri sürülebilir (1).
(1) Kınık köyüne yakın bir Firik Çağı Temülüsü bulunmuş ve Afyon Müze Müdürlüğünce 1970 yılında açılıp incelenmiştir. Temülüste mezar odası duvarları ardıç ağacı kalaslarla kaplı ve üzerlerinde Firik biçimi savaşçı ve Firik sfenksleri resimleri boya ile işlenmiştir. Kalaslar Afyon Müzesine getirilmiştir. Monte edilecektir.
Sf. 71- ...
Turoya ( Truva ) savaşları sonunda ...
... Hemen hemen her ovada bir egemen derebeyi ve federatif bir Firikya krallığı kurulmuştur. .... Şehirlerin pazar yerlerinde ve tapınaklarda söylene gelen geçmiş zaman hikâyeleri ve mitolojik efsanelerin ışığı ile çıkarabildiğimiz tarihî olaylara geçiyoruz. Bu masalları tarih sırasına sokmaya çalışacağız:
1- Geleine'de MEANDR:
Geleine ( Gelene )'de şehrin içinden geçen Marsiyas ( Suçıkan ) ırmağından başka efsanelere karışan ikinci önemli su Menderes nehridir. Dinar ilçesindeki Menderes ırmağı beş büyük sudan ( kaynaktan ) meydana gelmiştir: 1- Suçıkan ( Marsiyas ), 2- Anabenon. Kaynağına dolaşıp gelen anlamına gelen bu su, Dinar ilçesinin güney doğsunu kapayan Aydoğmuş yamaçlarında, dağın arkasındaki Karakuyu veya Çapalı gölünden yer altı yarıkları yolu ile beslenen Arapışık kaynaklarıdır. Kaynağın hemen altında bir gölcük yaptıktan sonra taşarak önce güneye, sonra batıya kuzeye yönelerek hakikaten kaynağı altındaki şehrin önlerine gelen bu Anabenon suyu, sonradan Menderes adını almıştır. Dinar ovasından 78 metre kadar yüksekten çıkan Arapışık gölü şimdi kurutulmuş, suları kanallarla Dikici değirmenleri ile arazi sulama kanallarına çevrilmiştir. Bu su Menderes adını tâ Ege kıyılarında denizi bulana kadar taşır. Adını mitolojik bir olaydan almaktadır. Efsane şöyledir:
« Geleine'de kral olan ve Serkafos'un Anaksi'den doğma oğlu Meandr, bütün Firikya'yı egemenliği altına almak için genel başkent Pessinüs ( Eskişehir ili Sivrihisar ilçesinde Balahisar köyü mevkii ) şehrine savaş açar. Savaş sırasında Tanrılar Anası Kybele ( Gübele )'ye yalvarır, savaşı kazanırsam beni bunun için kutlayacak ilk kimseyi kurban edeyim, diye adak adar. Pessinüs şehrini alarak Gelene'ye geri döndüğünde karşılama töreni sırasında kendisini ilk olarak oğlu Arhelaos ile kızı ve annesi kutlamaya koşarlar. Kaderin bu acı cilvesi ile ne yapacağını şaşıran Meandr sonunda delirerek kendisini şehrin altından akmakta olan Anabenon ırmağına atarak kendini öldürür. Bu olaydan sonra nehire Meandros ( Menderes ) adı verilir.»
Gelene halkı ve sonra onun yanı başında kurulan Apameia halkı, nehir ve su tanrısı olarak kutlar ve adına kült ve tapınaklar kurarlar. Meandr ( Menderes ) tanrısı, havuz başlarında kolunun altında devrilmiş bir destiden su akan , yaşlı uzanmış bir ihtiyar biçiminde yapılan heykelleri bütün Menderes nehri boylarındaki şehirlerde su ve nehir tanrısı olarak kutlanmış ve Milâdi 4. yüzyılı kadar kaplıca ve hamamlarda havuz başlarında heykelleri yapılmıştır. Ayrıca şehirlerin sikkelerinde de bu biçimde kabartma resimleri basılmıştır.
Menderes'in bu heykellerinden ikisi İstanbul ve İzmir Müzelerindedir. ...
Sf. 72- Gelene'de LİTERSES:
Firikya kralı 2. Midas'ın oğludur. Kral Midas Pessinüs'te yenilince ordusu ile Yazılıkaya kalesine çekilmiş olduğunu düşünmek yerinde olur.
Meandr'ın ölümü üzerine ordusu ile gelerek Gelene krallığını yönetimine almış ve genel vali olarak oğlu Literses'i Gelene'de bırakmıştır.
...
... prens Literses, şehri genişletmek ve zenginleştirmek için şehrin nüfusunu artırmaya çalışmış, gelen yabancılara yer göstermiş, kalenin önünde şehir kurmalarına yardım etmiştir. Ancak gelen yabancıların çiftçilik ve harman işlerinde kendi topraklarını işlerken yardım etmelerini şart koşmuştur. Böylece Gelene kalesi öünde yepyeni bir şehir doğmuştur. Nüfus artmış, özellikle Hitit krallığı devrindeki ticaret yolu Gelene'den geçirilmek suretiyle zengin bir ticaret ve sanat hayatının doğmasını sağlamıştır. Bu yeni şehir şimdiki Dinar ilçemiz içinde Suçıkan deresinin güneyinde ve kale olan Tekke mahallesi altında kurulmuştur. Açık bir şehir idi.
Gelene'de Literses zengin bir hayat sürmüştür. Şehirde yerleşen yabancılardan çift ve harman işlerinde kendisine yardımdan kaçanları idam edecek kadar şiddet gösteren Literses, bir efsaneye göre, Akaların ( Yunanlıların ) kuvvet ve seyahat tanrısı Herkül tarafından öldürülerek yabancıların öcü alınmış; diğer bir söylentiye göre de Firikya büyük kralına karşı baş kaldırdığı için cezalandırılmış, ölüsü Menderes'e atılmıştır.
Halkın korku ile karışık sevgisini kazanan Literses adına yakılan türkü ve ağıtlar özellikle orak zamanında işçiler tarafından söylene söylene Yunan mitolojisine geçmiştir. Adonis efsanesinde olduğu gibi, gûya Literses, kışın ölüp, yazın dirilen bitkilerin tanrısı olmuş ve Gelene halkı tarafından kutlanmıştır. Zamanında Gelene şehri ( Dinar ) hayli gelişmiş, tüccar ve sanatkârların, kervancıların toplandığı önemli bir merkez olmuştur. Bu olayı tasara Miladdan önce 1050 yılına koyabiliriz.
Yunan mitolojisinde Geleneli iki müzik üstadı daha ün almıştır. Birisi ünlü Marsiyas'ın oğlu Olimpos'tur. Olimpos Yunanistan'a giderek flütü ile Yunanlılara flüt çalmasını ve ölü törenlerinde çalınan ağıtlarının bestelerini öğretmiştir. Bu besteler pazar yerlerinde kör şarkıcılar tarafından halka yayılıyordu. Olimpos; Hermatios adında birisine yakıp söylediği bir matem nağmeleri ( ağıt-mersiye ) pek çok söylenmiş, ün salmıştır.
Diğer müzik üstadı Hyagenis ( Hiyagenis ), Gelene çevresindeki gölcüklerde yetişen kamıştan flüt yapmasını ilk kez bulan biri olarak ün almıştır. Burada flüt deniyorsa da, bunun Ney ve onun küçüğü Nısfiyeyi hatırlamamak elden gelmiyor. Firikya'da cenaze törenlerinde flüt, ney, çalpara ( zil ) ve dümbelekten kurulmuş saz ile ağıtlar çalınıp söyleniyordu. ...
Sf. 75- 3- Gelene'nin başkent oluşu:
... Milâddan önce 8. yüzyılın ortalarında kral Gordius ölünce, yerine 3. Mida (s) geçti. Bu kralın çağı, Firikya'nın altın çağı en parlak ve en geniş çağı olmuştur. Kral Midas ilk iş olarak o günkü dünya ticaretinin ana yolu -eski kral yolu- üzerinde Literses'in geliştirdiği, sularının bolluğu, mevkiinin güzelliği ve topraklarının bereketi ile ün alan Gelene ( Afyon Dinar ilçe merkezi ) ye başkenti taşımak oldu. Orasını yeni barajlar, kanallar, tapınaklarla süsleyerek daha çok geliştirdi. Saraylar ve av bahçeleri yaptı.
Sf. 77- 4- Anhoros efsanesi:
Kral 3. Midas Gelene'de yerleştikten bir süre sonra, şehirde büyük bir deprem oldu. Bir efsaneye göre bu depremde Gelene'de büyük yarık açılarak yarıktan sular fışkırmış ve kale önündeki açık şehir olan yeni Gelene'yi sular kaplamış, evler suların içine gömülüp kalmıştır. Bu felâket üzerine kral 3. Midas tanrılara danışmak için Baba İlah Tapınağına koşmuş, kâhinlerin aracılığı ile çare aramıştır. Kâhinler:
- Kral en kıymetli şeyini yarığa atarsa sular çekilecektir, diye karşılık vermişlerdir. Çok zengin olan kral Midas hazinesindeki elmasları yarığa atmış, sular çekilmemiş, altınları atmış yine çekilmemiş; bu töreni atının üzerinde yöneten kralın büyük oğlu Anhoros kızarak atını sürünce derhal sular çekilmeye başlamış, böylece kralın en değerli varlığı sevgili oğlu prens Anhoros olduğu anlaşılmış.
Kral Midas,sular çekildikten sonra bu yarık üzerine Baba ( Zevs-Jüpiter ) için altından bir mihrap yaptırdığı gibi, şehri eskisinden daha güzel olarak onarmış imiş. Bu masal Gelene'de Kral Midas'ın ne kadar yapım ve bayındırlığa önem verdiğini gösteriyor.
5- Midas'ın zenginliği:
Yine bir efsaneye göre Kral Midas zengin ve varlık içinde geçen yaşayışını süslemek için şarap tanrısı Baküs ( Dionizos ) şenliklerini yurduna sokarak Bakusu sevindirmiş ve ilâh da kendisinden, ne dilersen dile benden diyerek duasını onaylayacağını bildirmiştir. Bunun üzerine kral Midas « Her dokunduğum altın olsun » demiş. Bakus bu duayı onaylayınca da sarayında ne gibi eşya varsa dokunup altın yapmaya başlamış. Kral Midas sevinçle bu işleri görürken sevimli küçük kızı bahçeden kopardığı güzel güllerden bir demet ile gelerek demeti babasına sunmuştur. Küçük prensesin bu davranışı hoşuna giden Midas, alıp gülleri koklamak için burnuna götürünce, acı hakikati anlayıvermiş. O güzelim kokulu güller o anda altın olduğundan ne koku kalmış, ne de yumuşaklık ..Kaskatı altından güllere şaşıran Midas asıl felâketini yemek sofrasında anlamış. Her ağzına götürdüğü lokmanın da altın olması ile aç kalmak korkusu başlamıştır. Hemen tapınağa koşmuş, bu belâdan kendisini kurtarmaları için tanrılara yalvarıp yakarmış, sonunda kâhinler, « Kral, Paktol - Gediz- ırmağında yıkansın, geçer » demişlerdir.
Sf. 81- Yazılıkaya Kübele mihrabı Midas tarafından yeni kral olduğu yıllarda yâni Milâddan önce 750 yıllarında Tanrıçaya kulluk ve saygı için yapmıştır. ...
Kral Midas, Eolye şehirlerinden Gime kralı Ağamemnun'un çok güzel ve akıllı olduğu söylenen kızı Hermodike'yi oğluna alarak onunla dünür olmuştur. Prenses Hermodike'nin kocasının adı bilinmiyor. ... Anhoros veya onun küçük kardeşlerinden Gordiyos olmalıdır. Prens babasının yerine geçtiğinde Hermodike de kraliçe olmuştur. Milâddan önce 700 yılarında Gelene'de Firik krallığı tahtında oturuyorlardı. Bunun yerine oğlu 4. Midas tahta geçmiştir.
Sf. 83- Son Krallar ve Firik Devletinin Yıkılışı:
Kral Midas'ın ölümünden sonra Firikya tahtına geçen oğlu Anhoros veya Gordios'un ve onun oğlu 4. Midas'ın çağı durgun geçmiş, yurdun korunmasına, askerliğe önem verilmemiş, Gelene'de eğlencelerle gün öldürülmüştür. Önem verilen biricik şey ticaret ve devlet geliri idi.
Midas 4. ün çağında ... Kafkaslardan ve Boğazlardan Anadoluya saldıran göçebe İskit uluslarından Kimerler, ... Paflağonia ( Kastamonu bölgesi ) taraflarına girdiler. 4. Midas bu çığ gibi ülkesine çullanan güçlü kahraman kadınlı erkekli savaşçılara karşı koyamadı. Gelene'ye ( Dinar'a ) kaçarak burada boğa yılanı kanı içerek kendisini öldürdü. Yerine kardeşi Adrast'ı tahta çıkardılar. o da Kimerleri durduramadı. ... Kimerler Gelene önüne gelince, Adrast her şeyi bırakarak Sard şehrine kaçtı. ...
... Lidya Devleti Batı Anadoluda Firik devletinin yerine geçti. Yüksek egemenlik Lidya krallarında olmak üzere Firik prensleri bir süre daha Gelene'de oturdularsa da ancak derebeyi durumunda yaşadılar. ...
S. 130- ... Dara, İskitlerle savaşmak için ... ordusunun toplanıp Trakyaya geçişine kadar bir süre Gelene ( Dinar ) şehrinde oturdu.
Dara'ya Gelene'li bir tüccar prens olan Pythios altından yapılmış bir meşe ağacı ile bir üzümleriyle asma hediye etmiştir. ... Dara dönüşünde de bir süre Gelene'de oturdu. Yerine geçen oğlu Serhas babasının açtığı bu savaşlara devam etti. Serhas büyük bir ordu ile Sus'tan hareket ederekMilâddan önce 480 yılında Gelene'ye geldi ...
Sf.131- ...
Serhas, Gelene'den ordusunun araç ve gereçlerini bütünledikten sonra Ege kıyılarına doğru Anava ( Tazkırı ilçesi Sarıkavak köyü ) yolu ile gitti. Dönüşte de aynı yoldan Gelene'ye geldi. Burada uzun zaman oturdu. Kendisine Marsiyas ( Suçıkan ) kaynağının karşısında bir saray yaptırdığı gibi, tepenin en üst yüksek yerine de ayrıca bir iç kale ( Akropol ) yaptırdı. Eski kaleyi de yeniledi. Böylece Gelene çok güçlü bir kaleyle bezenmiş oldu. Sarayın ve yeni iç kalenin olduğu tepe herhalde Üçlerce Tepe idi. Saray bu tepenin ovaya bakan, Ilıcasu yöresinde ve çok güzel görüntülü yerinde idi.
Sf. 131- 3- Genç Keyhusrev Gelene satrabı:
İran imparatoru Serhas'ın ölümünden sonra yerine oğlu Erdeşir ve ondan sonra 2. Darius ( Dara ) geçmiş idi. 2. Dara Milâddan önce 407 yılında genç oğlu Prens Kurus'u ( Keyhusrev'i ) Anadolu satrabı yaptı. Genç Keyhusrev, satraplık merkezini Sard şehrinden Gelene'ye kaldırdı. Gelene'de ( Dinar'da ) Menderes kaynaklarında ( Arapışık ) üzerinde bir saray yaptırdı. Bu saray çevresindeki ormanı av bahçesi yaptı. Bu av parkı geniş bir alanı kaplıyordu. Genç Keyhusrev burada atlı, av gezintileri düzenleyor, spor yapıyordu. Park av kuşları ve vahşi hayvanlarla dolu idi.
Sf. 138- İran ( Pers ) yönetiminin son günleri:
Genç Keyhusrev'in kardeşi üzerine ayaklanması geniş satraplığın kötülüğünü ortaya koymuş olduğundan Asya satraplığı Kapadokia, Büyük Firikya, Lidya ve Helespont olmak üzere dört satraplığa ( Derebeyliğe ) ayrılarak Büyük Firikya'nın yalnızca bir satraplık olması uygun görüldü. Erdeşir'in Helespont satrabı olan general Tisafernes bu atamayı tanımayarak Gelene'yi ele geçirdi. Yeni satrap Tithreos, bunun üzerine gelerek Tisafernes'i Gelene'den çıkardığı gibi Kolos ( Honaz ) civarında yakalayarak başını kesti. Milâddan önce 396 yılında yeni satrap Firikya satrabı olarak Gelene'ye yerleşmiş oldu.
...
İskender, Gelene'ye geldiğinde Serhas'ın çok sağlam yaptırdığı kale önünde durdu. Gelene kalesini 1000 Karyalı ( Muğla yöresi ) ve 100 Yunanlı ücretli asker korumakta idi. Gelene'nin en son derebeyi Aliyes, İskender gelmeden önce şehri bırakarak kaçmış bulunuyordu.
İskender Gelene şehri önünde 60 gün bekledi. Kaleyi bekleyenler, İran'dan yardım bu iki ayda gelmeyecek olursa kaleyi vereceklereni bildirdiler. Kan dökülmemesi için bu uygun görülmüş ve yollar kesilmekle yetinilmiştir. İskender , Milâddan önce 333 yılı bahar aylarında şehre girmiş, İran yönetimi sona ermiştir. Perslerin yönetimi 213 yıl sürmüştür. (1)
(1) Bibliyografya: Büyük İskender. Yazan: Droysen. Türçeye çevirisi Prof. Bekir Sıtkı Baykal. Ankara 1945, Cild 1, sayfa 90, ve cild 2 sayfa 48.
Sf. 139, 140- Afyon İlinde Helenistik Çağ
...
1- İskender'in gelişi ve yönetimi:
... Ağlasun da ele geçirildi. Askanios ( Burdur ) gölü kuzey kıyısından dolaşarak Firikya satraplığının başşehri Gelene ( Dinar ) Kalesi önünde durdu. ... İki ay sonunda Gelene kalesine girdi. 10 gün burada oturdu. Milâddan önce 333 baharının ilk günlerinde Firikya'nın eski başkenti ve Sakarya nehrinin kıyısındaki Gordiom'a doğru yola çıktı. Gelene'de Yunanlı birleşik kuvvetlere komuta eden General Antigon'u 1500 Makedonyalı koruyucu askerle birlikte Firikya satrabı olarak atadı ve Gelene'den eski kral yolundan doğruca Çul ovasındaki Metropolis'e ( Tatarlı'ya ), ... Gordiom'a ( Polatlı - Yassı Hüyük ) vardı. ...
Sf. 141- 2- Antigon ( Antigones ):
Büyük İskender ... Babil'de öldüğünde Asya İmparatorluğu ... 34 büyük Genel Valiliğe bölünmüş bir cihan imparatorluğu idi. Babil'de İskender'in yazıcısı Ömen, birliği sağlamak istemiş ise de, ... Antigones de İl merkezi Gelene'de egemenliğini ilân etti. ... Trakya'ya geçerek Makedonya tahtına oturdu. ...Ömen, Firikya'ya saldırmış ve Batı Firikya'yı ele geçirmiştir. Gelene şehri ile birlikte ... ele geçirmişti.
Antigon, doğudaki generaller ile savaşmaya giderken bıraktığı üç general; ... Ömen'i Firikya'dan atmak için durmadan savaşmışlar, sonunda Antigon da Doğudan gelerek Ömen'i Gelene'den çıkarmıştır. Ömen'in bu yönetimi batı Firikya'da bir yıl kadar sürmüştür.
Bundan sonra Antigon, Gelene ( Dinar )'de yerleşerek burasını krallığının başkenti yaptı.
... Ömen, Gelene'de oturduğu bir yıl içinde askerlerine geçim ödeneği olarak bölgedeki çiftlikleri satmış, bu kendinden ücret ödemeden asker beslemenin kolayını bulmuştur. ... Bu çiftlikler sağlam, dört duvar içinde evler ve ahırlardan kurulu birer küçük kale idi. ...
Sf. 144- 4- Antigon'un sonu ve İpsos meydan savaşı:
Antigon İskender'in yerine geçmek için sağa sola diğer generallere saldırdı durdu. Makedonya'ya girerek Makedonya tahtını ele geçirdi. Yerine oğlu Dimitros'u bırakarak milâddan önce 314 yılında Gelene'ye gelerek burasını büyük ülkesinin merkezi yaptı.
... Antigon'a karşı birleştiler. ... Birleşik orduların kendi üzerine geldiklerini öğrenen Antigon, oğlunu Gelene'ye çağırdı. ... Suriye'den gelen Selefkos ile ... ( Kapadokya yolundan ) Lizimahos orduları ... İpsos ( Çay ) şehrinde birleştiler. İki ordu arasında kalan Antigon'un ordusu yapılan kanlı savaşta perişan oldu. ... Bu savaş tarihte « İpsos Meydan Savaşı » diye ün almıştır. ...
...
Seksen dört yaşında ihtiyar Antigon, kazanacağını ummaksızın bu savaşa girmişti. Ordusu dağıldı. ...
Birleşik krallar Antigon'un ülkesini aralarında paylaştılar. Firikya Trakya kralı Lizimahos'un payına düştü.
İhtiyar ve hasta olan Antigon, ... Gelene'ye ( Dinar'a ) kaçtı. Antigon'un Gelene'de öldüğü ve bir temülüs mezara gömüldüğünü sanıyorum. Beni bu düşünceye sürükleyen, Dinar'da şimdiki Adliye ( eski halk evi ) yakınında bir resimli temülüs ön yüz üçgen çatı kısmı kapak taşının bulunmasıdır. Taşın üzerinde yalnızca bir baş kabartması vardır. Temülüsün büyük kesme taşlarla yapıldığı ve damını örten iki parça kesme taşın üçgen çatı boşluğu bu resimli taşla kapatıldığı anlaşılıyor. Resimli taş, şimdi Dinar belediyesi elektrik santralında saklanmaktadır. ..
Firikya'da ve Afyon ilinde Antigon yönetimi ancak yirmi yıl sürmüştür. Bu süre içinde Gelene'de yine büyük bir yer sarsıntısı olmuş ve biçok binalar yıkılmıştır.
Sf. 146- 5- Lizimahos yönetimi:
Lizimahos, Firikya'yı valilerle yönetmiştir. ... Selefkos ile arası açılmış, ... bütün Anadolu'yu Selefkos ele geçirmiş, Milâddan önce 281 yılında Lizimahos'un yönetimine son vermiştir. Görülüyor ki, Lizimahos'un yönetimi de ancak 20 sene sürmüştür.
...
Sf. 147- 7- Selefkoslar Yönetimi ve Apameia'nın kuruluşu:
Suriye kralı Selefkos ... Çanakkale'den Trakya'ya geçerken öldü. Yerine oğlu Antiochus Soter ( 1. Antiyohos ) geçti. Milâddan önce 281...
... Gelene şehrinin yanıbaşında ovada Marsiyas ( Suçıkan ) ile Menderes'in birleştiği yerde ve Marsiyas'ın iki yanında şehrin genel yapılarını yaptı. Bir Artemis ( Anaitis ) tapınağı, bir stadyum ( koşu ve spor yeri ), bir agora ( pazar yeri ) bunlardandır. Kurduğu şehre annesinin bir anısı olmak üzere APAMEİA dedi.
Apameia şimdiki Dinar kasabasının tam yerinde kurulmuştur. Stadyumu, Tekke mahallesinin aşağı eteklerinde otobüs garajından Suçıkan yatağına kadar uzanan yamaçta bulunuyordu. Etekteki evlerin bahçelerinde stadyumun seyirci basamaklarını 50 yıl önce görmüştüm. Agora ( pazar yeri ) ise aynı yere yakın şose köprüsü yanlarında olduğu, buradan bulunan bir yazılı taş ile anlaşılmıştır. Bu taş şimdi Belediye İtfaiye garajı önünde bulunmaktadır. Artemis Anaitis ( Duvaklı Artemis) tapınağı çarşıdan İncirlipınar'a giden yolda emekli öğretmen Cemil Bey'in bağı içindedir. Burası ve çevresi Dinar şehri imar haritasında arkeolojik alan olarak ayrılmıştır.
Apameia ( Apamya ) halkı, Gelene halkından meydana geldiğinden eski şehrin kutsal yerleri yine eskisi gibi Apamyalılar tarafından da kutlanmakta idi. Bu eski ilahların toplandığı tapınak ( Gelene Panteonu ) Tekke mahallesi ile Suçıkan yönünde uzanan ve aynı zamanda hem Suçıkan ( Marsiyas ) hem Meandr ( Menderes ) kaynağı Arapışık su başını gören tepecik üzerinde idi. Bu nokta Şemseddin Bey'in un fabrikasının tam üstüne gelmektedir. Bu tepeden atılmış ilah heykellerinden ikisi fabrika bahçesinde bulunmuş ve Afyon Müzesine kaldırılmıştır.
Antiyohos'un kurduğu diğer Apamyalardan ayırdedilmesi için buna Apamya Kibotos adı verilmiş ve yine satraplık, derebeylik merkezi olmuştur.
Sf. 148 8- Afyon İli Bölgesinde Karışık Yönetim Çağı:
...
...
E- Selefkosların son çarpışmaları: Suriye'de Selefkos krallarından 3. Antiyohos tahta çıkınca Anadolu'nun her yerini geri almak için yürüyüşe geçti. Bergama kalesinden geri kalan yerleri aldı ve Yunanistan'a geçti. Roma Cumhuriyeti, Bergama krallarının yardımına koştu. 3. Antiyohos orada yenilince Anadolu'ya çekildi. Apameia ( Dinar )'ya gelerek Bergama kalesini düşürebilmek için hazırlıklara başladı, asker topladı. Milâddan Önce 191 de kışı Apameia'da geçirdi. İlkbahar gelince Bergama'ya yürümek isterken, Roma ordusunun Anadolu'ya geçtiğini ve Efes ( Selçuk ) ve Magnesia ( Menderes )'yı aldıklarını öğrenip hemen karşı çıktı, burada da yenilgiye uğrayarak Apameia'ya kaçtı. Roma ordusuna elçiler göndererek sulh yapmak istediğini bildirdi. Roma ordusu komutanı Manlius, sulh isteklerini reddetti. Torosların ötesine kadar Asya'yı bırakmasını elçilere salık verdi. Antiyohos sulh yapabilmek üzere komutanlarından Musaeus'u elçi olarak Apameia'da bırakarak Suriye'ye çekildi. Tarihte « Apameia Andlaşması » adını alan konferansta Selefkoslar Firikya'yı bıraktıkları gibi, Roma ordusunun Galatya cumhuriyeti üzerine yapacağı sefere yardım etmeyi de yüklendiler. Roma komutanı aldığı yerleri Bergama krallarına bırakıyordu. Milâddan önce 189 da yapılan bu andlaşma ile Afyon ilinin kuzeydoğu ( Emirdağ ilçesi ) bölümü ise henüz Galatyalılar'ın elinde idi.
Sf. 150- 9- Manlius'ün Galatya seferi:
Manlius, ordusu ile Apamya'ya geldi. Buradan eski kral yolunu izleyerek ilerledi. Obrima suyunu geçti. Aulokra ( Dombay ) köyünde konakladı ( Çapalı gölü de aynı adı taşımaktadır ). Buradan anayolundan Çulovası'na girdi. Metropolis ( Tatarlı ) kasabasında konakladı. Manlius Metropolis'ten çıktıktan sonra ana yolu bırakarak -askerine yağmalatmak için- Synnada'ya ( Şuhut'a ) yürüdü. ...
... Galatlar yenilerek teslim oldular. Savaş sonunda Manlius aldığı yerleri Bergama krallarına bırakarak çekildi. Bu yürüyüş Milâddan Önce 188 yılında yapılmıştır. Böylece Afyon İlinin her yanı Bergama krallığı yönetimine girdi ve elli yıl kadar barış ve esenlik içinde geçti.
Bergamalıların bu elli yıllık yönetimi çağında yarı egemen şehirler gelişmelerini sürdürmüşlerdir. Özellikle Apameia ( Dinar ) şehri önemini arttırmış, diğer büyük şehirler Bergama, Tralles ( Aydın ), Laodikia ( Denizli-Eskihisar ) ile para anlaşmaları yaparak gümüş para bastı. Üç drahmilik ve adına Kistafor denilen bu paraların üzerinde şarap fıçısı ve birbirine dolanmış yılanlar figürü bulunuyordu. Apameia ( Dinar ) kendi adının ilk iki harfini bu sikkelerinde rümuz ( Monogram ) olarak şu biçimde kullanmıştır. Bu çeşit para basımı Apameia'da Milâddan Önce 188 yılından 133 yılına kadar 50 yıl sürmüştür. Üç drahmilik paranın yarısı - Yarım Kistafor- da basılmıştır. Apameia yine kervanların ve ticaret yolunun önemli konak yeri durumunu korumuştur.
...
...
Roma senatosunun gönderdiği komutan Akillius Bergama'da, ... savaşmak zorunda kaldı. Pont, Kapadokya, Paflagonya prenslerinin yardımı ile Bergama ele geçirildi. Akillius, Pont kralının bu yardımına karşılık ve büyük bir para ile küçük Firikya'yı - Apameia ve Synnada'yı- Pont kralı Mithridates ( Mihirdat ) V. e sattı. ( Milâddan Önce 129 ).
Küçük Firikya'yı kral Mihirdat V. ölünceye kadar yönetmiştir. Bu satışı Roma senatosu geçerli saymamış, Milâddan Önce 120 de Firikya'yı himayesine almıştır. Firikya'daki şehirler Apamya, Sinnada , Amoryom eyaletleri serbest şehir haline geldiler.
...
...
Sf. 153- 10- Pont krallığı yönetimi ve sonu:
... Pont kralı V. Mihirdat ... Bu kral ölünceye kadar ( Milâddan önce 129-119 ) 9 sene Küçük Firikya'ya ( Afyon iline ) egemen olmuştur. Kral ölünce Roma Senatosu Küçük Firikya'yı geri aldı.
Pont kralı VII. Mihirdat ... Bitinya'yı aldı. Kral Nikomed Roma'nın Asya konsülü ( vali ) Manlius Akillius yanına kaçtı. ...
Mihirdat'a karşı Nikomed'i korumak ve yardım etmek isteyen ... M. Akillius da yenilerek Bergama'ya kaçtı. Firikya komutanı Kassius da savaşa girmeden geri çekildi. Akillius'un döküntülerini de toplayarak Firikya'da Leontokefal kalesine çekildi. ... Ancak her iki ordunun da askerleri yerli halktan toplanmış olduğundan Roma yönetimine isteksiz ve Mihirdat'ın daha önce yaptığı propaganda etkisiyle dağılmaya, kaçmaya başladılar.
Komutan Kassius ( Cassius ) bu çeşit askerle savaşmanın faydasızlığını anlayarak yerli askerleri terhis ederek Leontonkefal kalesinden de daha kolay korunabileceği Apameia ( Dinar )'a çekildi. Apameia'ya geldiği sırada çok şiddetli bir yer sarsıntısı olmuş, kale ve şehrin önemli yapıları yıkılarak güvendiği Apameia da harap olmuş olduğundan buradan da kaçarak Rodos adasına sığındı. Böylece Firikya ( ve Afyon İli ) Mihirdat'a kapılarını açtı. Miladdan Önce 84 yılında...
...
...
Pont kralı Mihirdat Apameia'nın ... genel anıtlarının onarımı için 100 Talan ( yaklaşık olarak 1 milyon drahmi ) gönderdi.
Mihirdat'ın gönderdiği para ile Apamya ( Dinar ) şehrinin genel yapıları; Stadyumu, Agorası ( Pazar yeri ), Tiyatrosu, Artemis Anaitis tapınağı, Geleinos Zevs'in tapınağı, sarayları, sulama kanalları ve barajı onarılmıştır. Mihirdat serbest şehirlerin yeteneklerine dokunmamıştır. Kısa zamanda özgürlük içinde şehirler kalkındılar. Apamya önceden anlaştığı şehirlerle birlikte gümüş 3 drahmilik ( Kistaforlarını ) yine basmaya başladı. Bu kistaforlarda « APA » rümuzu kullanılmıştır. Ayrıca bu kistaforlarda şehrin başkanlarının da adlarına yer verilmiştir.
Ayrıca Apamya ile birlikte diğer önemli şehirler: ... şehirleri de kendi adlarına tunç veya bronz paralar basmışlardır. Apamya'nın bronz paraları dört tip üzerine düzenlenmiştir.
1- Yüzünde Athene büstü , arkasında kartal, Menderes motifi tulga,
2- Yüzünde Zevs başı, arkasında Artemis Anaitis ( duvaklı ),
3- Yüzünde Artemis başı, arkasında çifte flüt çalan Marsias,
4- Yüzünde Geleinos Zevs'i, arkasında tulga ( miğfer )resimleri bulunmaktadır. Aynı zamanda Apameia'nın eski adı Geleine'nin kurucusu Geleinos, ... resimleri paralarında bu çağda basılmış, serbest ( yarı egemen ) şehir olmak sevincini belirtmişlerdir.
Mihirdat yönetimi ne yazık ki çok sürmemiş, ...
... Roma Senatosu bu sefer Lucullus ( Lukullus'u ) yeni bir ordu ile gönderdi. Lukullus, Mihirdat'ı Anadolu'da ve Pont krallığının eski topraklarında da kovalayarak onu Ermenistan'a kaçırdı ... Böylece bütün Firikya , Roma cumhuriyetinin yönetimine girmiş oldu. Lukullus'un küçük Firikya'yı ( ve Afyon ilini ) Mihirdat'ın askerlerinden temizlemesi Milâddan Önce 72 yılında olmuştur. Pont krallığının Afyon ilinde yönetimi ve egemenliği Milâddan Önce 129-120 ve 84-72 yıllarında olmak üzere iki dönemde 22 yıl kadar sürmüştür.
Sf. 158- ... Afyon ilinde ( Firikya'da ) Roma çağı Milâddan Önce 72 yılından Milâddan Sonra 395 yılına kadar -yuvarlak hesap- 470 yıl sürmüştür.
Sf. 158- 2- Roma çağında yönetim kuruluşu:
İl, ilçe, kasaba ve köyler... ( Bugünkü yerleri ve kalıntıları ):
...
...
B- Apameia ili: Afyon ilinin güney bölgesinde yer alan bu ilin il merkezi Apameia ( Dinar ) şehridir. ...
1) Apameia merkez ilçesi- İlçe merkezi Apameia ( Dinar ) şehridir. Dinar ilçesinin Ulubey bucağı ile merkez bucağı ve Tazkırı ilçesini içine almakta idi.
2) Metropolis ilçesi- İlçe merkezi Metropolis ( Tatarlı ) şehridir. Bütün Çul ovası bu ilçe içinde idi.
Sf. 160- 3- Roma yönetiminde şehirler ve kasabalar:
...
...
Sf. 177- 2- Apameia İli merkez ilçesi Apameia ( Dinar ) -
...
Roma cumhuriyeti çağında Komutan Solla ve daha sonra Lokollos tarafından il merkezi olarak yönetilmiş olan Apameia Roma askeri ile birlikte birçok tüccar, banker ve iş adamı gelerek Apameia'yı doldurmuş, şehrin hayli büyümesine yol açmıştır. Roma cumhuriyet çağında şehir, serbest şehir olmakla beraber gittikçe artan Romalı iş adamları ile eski özelliklerini yitirerek bir Roma kolonisi olup çıkmıştır. Avrupa ve Asya ticaretinin Anadoluda Efes'ten ve Apameia'dan geçen büyük ve tarihî Kral yolu önemini daha da arttırarak burada sosyal, kültürel ve ekonomik yaşayış gittikçe yükselmiştir. Cumhuriyet çağında Lokollos'un koyduğu ağır vergiler yüzünden yerli halk sıkıntılar içinde kalırken Romalı iş adamları her türlü kolaylığı buluyorlardı. Kilikya ( Çukurova ) genel valisi ( Prokonsol ) olarak Apameia'ya gelen Çiçeron, halkın bu durumdan şikayeti ile karşılaşmıştır. Apamya'da üç gün kalan değerli avukat ve devlet adamı Çiçeron halkın dertlerini kaydederek, özellikle poplikenler ( vergi toplayan mültezimler ) işi ile ilgilenmiştir. ( Milâddan önce 51 yılında ). Milâddan önce 27 yılında Oktavius'un Avgüstos ( Ogüst ) adiyle imparator olması ile durum düzelmiş, poplikenlerin zulmü kalkmış Apamya'da da diğer şehirler gibi huzura kavuşmuş; nüfusu daha da artmıştır. Küçük bir dükkânı olan yahut bir iki katırı , arabası olan işe koyulmuş, zengin olmuştur. Efes liman şehri ile sıkı işbirliği yapan Apameia Efes'in Artemis'ini benimsemiş tapınağına heykelini koyduğu gibi bu kardeşlik ve birliği gösteren ortak sikke de basmıştır. Bu sikkede Zevs ve Geleinos ile Artemis Efesia birlikte paranın yüzünü süslemektedir.
Apamya'da Romalı tüccar ve zenginler çoğaldıkça şehrin sosyal hayatına girmeye başladılar. Bir yanda Firik dilinin yerini alan grekçe ( eski Rumca ) konuşulur ve yazılırken diğer yandan Romalılar da kendi aralarında Latince'yi yaşatıyorlardı. Bu dili de bilenler çoğalmıştır. Apamya'da Latince yazılı mezar taşları ve anıtlar da görülür. Milâdi 2. yüzyılda şehrin kalkınması ve gelişmesi son derece ilerlemiştir. O günkü Anadolu'da zenginlik ve nüfus kalabalığı bakımından ikinci şehir olmuştur. Bu gelişme ve kalkınmaya paralel olarak her türlü sosyal, kültürel ve ekonomik kuruluşlarla birlikte zengin törenler festivaller, panayırlar birbirini kovalıyordu. Bu zenginliğin naturel bir sonucu olarak para basma işleri de pek çok gelişmiştir. Diğer büyük şehirlerle birlikte Helenistik çağda birliğe girerek basmaya başladığı 3 dirhemlik gümüş Kistaforları Cumhuriyet çağında da sürdürmüştür. Apamya'nın Kistaforları pek zengindir.
Basılan gümüş Kistaforlarda bir çok belediye başkanlarının isimleri bulunur. Gümüş para basma yetkisini devlet kendi eline alınca da yalnız tunç ve bronz sikkeler basılmıştır. Helenistik çağda ve Roma Cumhuriyet çağında bastığı 4 tip bronz sikkeyi İmparatorluk çağında da kullanmıştır. ... Bu 4 tip parada kral isimleri yoktur. Yalnız il görevlilerinin isimleri bulunur. Bunlardan başka yüzlerinde kral isim ve resimleri ve arkalarında bütün Roma ve yerli tanrı ve tanrıçaların resimleri bulunan çok çeşitli sikkeler basılmıştır. Bunlarda da il görevlilerinin isimleri şehrin ismi ile birlikte yazılmıştır. Vali isimlerine bir örnek vermiş olmak için Milâdi 244-249 yıllarında İmparator Filippos gününde vali Aleksandros B.ismini gösterebiliriz. ...
Apamya'nın daha bir çok dikkati çeken sikkeleri vardır. Bunlardan birisi Efesos ile kurduğu birlik ve kardeşliği canlandıran sikkedir. Bunda Gelene Zevs'i tahtında oturur ve elinde Nike ( Zafer perisi ) tutar durumda ve Efes Artemis'i karşısında ayakta durur her iki şehrin isimleri bu resimleri çevrelemektedir. Efes Artemis'inin Apamya tapınağına girişi ânı gösterilmiştir. Apamya sikkelerine önem verdiren bir yön de zengin panayırlar ve festivallerde dağıtılmak üzere basılan Apamya ve Gelene'nin mitolojik konularını canlandıran sikkeleridir. Bunlardan birinde Tanrıça Athene ortada tahtı üzerinde oturmuş çevresinde Gelenenin 4 su tanrısı Meandır ( Menderes ), Marsiyas ( Suçıkan ), Therme ( Ilıca ) ve Norgas çayı resim ve isimlerinin ilk hafleri bulunmaktadır.
Tanrı ve tanrıçaların birbirleri ile ilişkilerini canlandıran sikkeler de vardır. Örneğin: « Athene bir göl kıyısında ( Arapışık gölü ) oturmakta kalkanını kayaya dayamış gölün yüzüne vuran kendi aksini görünce kızarak elindeki filütü atmış, uzaktan onu gözetleyen Marsiyas koşup filütünü kaparkenki durumu gösteren sikke.
Bu ve bunun gibi sikkeler Roma çağında resmi yapıların duvarlarını süsleyen mitolojik sahnelere yorulmaktadır. Firiklerin saraylarını pişmiş toprak kaplamaları ile başlayan duvarları resimlerle süsleme san'atı daha da gelişerek geniş duvar boşluklarını panolarla süslediklerini göstermesi bakımından ve san'at tarihi için çok önemlidir. Bu bakımdan da Apamya sikkeleri çok zengin bir anlam taşımaktadır.
Apamya'da ( Dinar'da ) yapılmış çok önemli yapılardan tapınaklar, Ağuro ( Pazar yeri ), Stadyom, Tiyatro, Bazilika, Belediye Sarayı, Hükûmet konakları, Senato, Jimnazyom ve sair yapıtlar ne yazık ki henüz işlenmemiştir. ... Bu gibi araştırmalara faydalı olmak için Dinar kasabası ve çevresindeki önemli yapıların yerlerini bildiğimiz kadar aşağıda açıklıyoruz:
A - Panteon ( Tanrılar kurulu ) - Eski Gelene'nin bulunduğu Tekke mahallesinden Suçıkan yönünde uzanan sırtta ve aşağıdan Menderes Un Fabrikası ( Şemseddin Beyin fabrikası ) üstünde bir tepecik... Fabrika bahçesine buradan yuvarlarmış normal boyda ve başsız Zevs Geleinos ve Demeter heykelleri bulunmuştur. Bu iki heykel Afyon Müzesine kaldırılmıştır. ...
B - Artemis Anaitis tapınağı - Dinar otobüs garajından İncirlipınara giden yolda, emekli matematik öğretmeni Cemil Beyin bağında. Burada taş çıkarılırken anıt açılmış ve kapattırılmıştır. Tapınağın bir bölük taşları ve direkleri yerindedir. Şehir haritasında arkeolojik bölge olarak korunmaktadır.
C - Stadyom - Önceden de anlatıldığı gibi Tekke mahallesine çıkan kaldırımlı yol ile otobüs garajı arasında ve tepeye yaslanmış olarak yapılmıştır. Buradaki bahçeli evlerin arka bahçelerinde oturma basamaklarından bir kısım görülmüştür. Suçıkan deresine paralel olarak uzanmakta idi.
Ç - Ağora ( Pazar yeri ) - Stadyumun karşısında ve derenin öbür yakasında idi. Ağora ile ilgili bir yazıt buradan bulunmuştur. Yazıt şimdi Dinar Belediyesi arkasında itfaiye garajında saklanmaktadır.
D - Tiyatro - Ilıca köprüsü üzerinden çıkan eski Roma yolu ve caddesinin üstünde ve Üçlerce tepenin kuzey yamacında idi. Çukurluk bugün de görülebilir.
E - Bazilika - ( Ticaret Sarayı, Borsa ) - Tunelden şehre inen şosenin sağında, Belediyenin şimdi asrî mezarlık yaptığı yerin yukarı başında idi.
F - Belediye Sarayı - Dinar istasyonundan Ilıcaya çıkan geniş yolun solunda ve elektrik santralına giden yolun başında idi. Köşedeki ev yapılırken çıkan bir yazıt Belediye Başkanı Kefezedoros'a saygı ve şeref levhası belediye sarayının duvarına asılmış olduğu hakkındadır. Bu tarihi yazıt Afyon Müzesindedir.
G - Senato - Dinar'da eski halkevi şimdiki Adliye binası arka bahçesinde çok önemli bir binanın ( belki Senato'nun ) çatı alınlığı köşesine ait mimarî ( arkiteksel ) bir süslü mermer parça bulunmuştur. Binanın ne olduğu ne yazık ki incelenmemiştir.
H - Akademi ( Güzel Sanatlar Okulu ) - Ressam ve heykeltraş yetiştiren bir okulun olduğu anlaşılıyor. Paralar üzerinde bulunan mitolojik sahnelerin Apamya'daki resmi ve büyük yapıların duvarlarını süsleyen tablolara - panolara - işaret sayıldığını yukarıda söylemiştik. Plâstik san'atları öğreten bir okulun bir Akademinin bulunması gerekiyor. Yeri bulunmuş değildir. Jimnazyomun bulunduğu ise kesindir. Bunun da yeri bilinmiyor. Beden eğitimi atletizm ile birlikte şiir ( Edebiyat ) ve musikinin de öğretildiğine şüphe yoktur. Firik Müzik Sanatının çok ileri bir kaynak yerinin eski Gelene olduğuna göre bu san'at kolunun burada daha da gelişmiş olduğu düşünülebilir. Şiir ve edebiyatın gelişmiş olduğunu gösteren ve şiir şeklinde ( vezinli kafiyeli ve de bir şaire ait mezar taşı ) Dinar'da bir çeşmede görülmüştür.
Apamya'da ( Dinar'da ) Deprem - Eski çağlarda olduğu gibi Roma çağında da çok şiddetli bir deprem olmuştur. İmparator Aleksander gününde Milâdi 222-235 yılları arasında olan bu depremde bir çok binalar yıkılmış yarıklar açılmış yeni yeni göller, sular çıkmıştır. ...
Apamya'da sikke basımı İmparator Diokletien ( Diyoklesiyen ) in şehirlerden para basma yetkisini kaldırdığı Milâdi 286-305 tarihine kadar sürmüştür. Bu sikkelerden yüzlerce çeşit ve çok zengin bir koleksiyon Afyon Arkeoloji Müzesinde toplanmıştır.
Apamya'da Hristiyanlık, şehrin özel kültürünün çok zengin ve kuvvetli olmasından dolayı erken yayılamamıştır. Gizli Hristiyanların mezar taşlarına ratlanır.Bu mezar taşlarından bir kaçı Afyon Müzesine kaldırılmıştır.
Sonradan yapılan ünlü kilisesi Suçıkan kaynağının üst tarafında tren yoluna yakındır. Burasına Kale denir...
Apameia ( Apamya ) İlinin Afyon İli sınırları içinde bulunan ilçe ve kasabaları Sanaos ve Metropolis'tir.
1) Sanaos - Eski Anava şehrinin yerinde kurulmuş bir kasabadır. Anava Gölü ( Acıtuz ) kıyısında Heredot'un Gelene'ye gelirken geçtiği Anava kasabası Selefkoslar çağında askerî bir savaş sırasında terkedilmiş olmalıdır.Savaş yatıştıktan bir süre sonra yerinde Sanaos kasabası kurulmuştur. Efes, Laodikya ( Denizli Eskihisar ) dan gelen ana yol üzerinde şimdiki Sarıkavak Köyü'nün bulunduğu yerdedir. Her iki kasaba birbiri üzerinde kurulmuş olduğu köyde bulunan bir gümüş Lidya sikkesi ile kesinleşmiştir. Köyde her iki kasabaya da iç kale ödevini gören bir hüyük vardır.Kayalara oyulmuş mezarlar ve yazıtları da bulunur. Serbest şehirlerle birlikte Roma Cumhuriyeti çağında bir tek sikke basmıştır. Sikke açıklanmamıştır.
2) Metropolis ilçesi - Çulovasında Tatarlı kasabası yakınında öreni bulunmuş bir konak yeridir. Kampos Metropolitanos diye ün almıştır. Roma Cumhuriyet çağında para bastığı gibi İmparatorlukta da festivaller, dini tören ve ziyaretler dolayısiyle de para basmıştır. Diğer Metropolislerden ayrılması için Firik Metropolisi denilmiştir. Sardes şehri ile dostluk ve birlik kurmuş ve ortak para basmıştır. Paraların üzerinde en çok Kraliçelerin adı ve büst resimleri basılmıştır. Paralarında Men, Diyonizos, Artemis Efesia, Bereketli Ovanın simgesi olarak başak demeti bulunmaktadır. Firikya'yı gezen büyüklerin uğrağı, ticari bir konak yeri idi. ...
Sf. 183- Firikya Epiktet Kasabaları:
...
...
Sf. 188- 11) Aukaridüs Kome, Aukaridüs Köyü - Apamya'dan doğuya giden ünlü kral yolu üzerinde idi. Yeri Akça köyde sanılmaktadır.
12) Aurokra, Aulokren - Bir köy, bir ova ve göl ( Dombay köyü, Dombay ovası ve Karakuyu gölü ).Köyün yeri bilinmemekte idi. Dombay köyü içinde hüyük ve tren yolu şose geçidi arasındaki sırtlarda yeraltı mezarlığı bulunarak köyün Dombay köyü olduğu anlaşılmıştır.
...
...
Sf. 193- 40) Oforbiyom - Eski bir Firik kasabasıdır. Çulovasında Göçerlide mezarlığı bulunmuştur. Bırçakçı öreni olmalıdır.
Sf. 196- Şurası bilinmelidir ki her şehir Roma'nın etkisi altında kalmakla birlikte kendi ulusal ve özel din ve kültür anlayışını da sürdürmüştür. Örneğin ..., Synnada ( Şuhut)'da Akamas, Apamya ( Dinar )'da Geleinos kültü, ...
Sf. 204- 6 - ROMA ÇAĞINDA TİCARET HAYATI VE ROMA YOLLARI (ONARIM VE BAKIMI ):
... Etiler çağında Hatuşaş ( Boğazköy ), Ankara , Aurra ( Emirdağ Hisarköy ), Valma ( Karamık Karacaören ) ve Çulovası, Dombay ovası Düzbel geçidinden Işıklı ovasına oradan Sart'ı bulan ve Gime, İzmir ve Apassa ( Efes ) limanlarına uzanan ünlü Kral yolu Firikler çağında küçük Sart yolundan Gime limanına aynı önemle iniyordu...
Romalılar Milâddan önce 82 yılında Apameia'ya ( Dinar ) geldiklerinde yolun önemini anlamakta gecikmediler. Apameia Romalı tüccarlarla doldu. Doğu Batı ticaretini ellerine aldılar...
...
...
Sf. 232- 5 - Bizans çağında Afyon İlinde yönetim ve dinî kuruluşlar:
... Eski ilbaylıklar ( Valilikler )parçalanmıştır.Apameia ili üçe bölünmüş , bir bölümü Pisidia'ya verildiği gibi bir bölümü de ayrı Valantia adıyla il kurulmuştur. Apameia bir bucak derecesine indirilmiş ve Laodikia ( Denizli-Eskihisar ) il merkezi Firikya Pakatiana'ya bağlanmıştır. Diğer Apameia'lardan ayırd edilebilmesi için de Apamia Kibotos denilmiştir.
...
...
Sf. 233- ... Ruhanî ( dinî ) Konsül toplantılarına katılan metropolit ve piskoposların Ortodoksluğun kurullarını kararlaştırdıklarında attıkları imza listelerinde görülen adlarını aşağıda vereceğiz.
... Üçüncü Konsül Kalchedon ( İstanbul Kadıköy ) de Milâdi 451 de yapıldı. İmparator Makianos çağında bu toplantıya katılanlar: Apameia'dan Paulinos, ... katıldılar. Dördüncü Konsül 8 yıl sonra Milâdi 459 yılında Bizans'ta İmparator 1. Leon gününde yapıldı. Apameia'dan yine Paulinos, ... Beşincisi Milâdi 787 yılında 2. defa İznik'te yapıldı. Apameia'dan Sisiniüs, ... katılmışlardır.
Sf. 234- ... En son Konsül Milâdi 879 yılında yine Bizans'ta yapılmış, Apameia'dan Theognastos Theodoros, ... katılmıştır.
Sf. 236- Afyon İli Dolathan ve Emir Sanduk 'ca Akdağ'a kadar fethedildi. Esas adı Haydar olan Emir Afşin de katılmış olabılir.
1077'de ( Hicri 470 )Dazkırı hariç Afyon ilinde Türkiye Devleti kurulmuş oldu. Siblia ( Homa ) kalesinde Bizans Beyi hâkimdi . Akdağ hudut kesilmiş demektir.
Sf. 247- ...
Sandıklı, Dinar taraflarının uç beyi Emir Sungur Tazkırı, Denizli, Çivril taraflarına, ... akınlar için görevlerdirildiği anlaşılıyor.
9- Alman İmparatorunun Geçişi:
Selâhaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü haçlılardan geri alması üzerine Alman İmparatoru Frederik Barbaros 100.000 kişilik bir ordu ile İstanbul'a gelmişti. Kudüse geçmek istiyordu. ... Selçuk topraklarına yaklaşınca Sultan II. İzzettin Kılıçarslan , imparatora bir elçi gönderdi. Memleketten geçeceği sırada her türlü yardımı vâdediyor, harpsiz geçip gitmesini istiyordu. ... Dinar, Çulovası, Karamık ovası, Çay, İshaklı yolundan ilerledi, ...
Sf. - AFYONDA GERMİYAN DEVLETİ
Germiyanlılar bir süre itaatli durdular. Sultan 2. Mesud'u yine tanımadılar. Bunun beylerinden İzzeddin Beylerbeyi Germiyan üzerine yürüdü. Ladiki ( Denizli, Laodikya ) Bedreddin Murad'dan geri aldı. Bedreddin Murad bu savaşlarda Gingler ( Dinar) da öldü. ... ...(1)
(1) Bizans tarih yazarı Pahimeri
Süleyman GÖNÇER
Emekli Afyon Müze Md. - Öğretmen
marsyas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marsyas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Kasım 2010 Pazartesi
1 Eylül 2010 Çarşamba
RAMSAY'IN ANADOLUNUN TARİHİ COĞRAFYASI ESERİNDE DİNAR
ANADOLU'NUN TARİHİ COĞRAFYASI
Milli Eğitim Basımevi İstanbul 1960
Sayfa 450-
..., beşinci asırda , Metropolis'in Nikopolis adını da beraber taşımış olması hatıra gelir (1)
20- Apameia uzun zaman Anadolu'nun en büyük şehirlerinden biri idi. İnhitatı belki Constantinople'un tesisi ile başlamıştır. Yeni teşkilâta göre artık büyük bir yol üzerinde bulunmuyordu; halbuki ticaret batıya yöneldiği müddetçe, yol şebekesinin tam toplandığı noktada bulunuyordu. Prof. G. Hirschfeld'in Buranın topografyası hakkındaki tetkikleri, umumiyet itibariyle doğrudur; lâkin nehirler meselesinde yanıldığı aşikârdır. Mr. Hogarth kendisini bu noktada tashih etmiştir. Hirschfeld Ilı'canın Marsyas nehri olduğunu iddia eder. Lâkin Hogarth doğru bir sağ duygu ile bu fikri reddetmiş " çıplak bir tepenin eteğinden, düm düz bir yatağa sükûnetle akan ve bir nehirden ziyade bir su mecrası gibi yavaşça sıyrılıp giden bu hazin derenin, o hikâyelerde yadı geçen Marsyas olamayacağını " kati'yetle iddia etmiştir (2). Bu küçük dereyi ılık kaynaklar beslemektedir. Bunun için adına Lidja ( Ilıca ) denmiştir. Apameia'ya ait bir sikkede Mai ( andros ), Mar ( syas ), Or ( gas ), Ther ( ma ) nehirlerinin bir gurup halinde Apameia'nın ( Efezdeki Artemis tipinde ) hami tanriçesi etrafında toplandıklarını görüyoruz. Bu da Apameia halkının sıcak menbaları Marsyas'dan ayırd ettiklerini kat'iyetle ispat etmektedir.
Prof. Hirschfeld, Marsyas hakkındaki noktai-nazarını takviye için şu sözleri söylüyor: « Bir çift pınar, hemen kaynadıkları noktanın altında, iki kemerden geçerek Nehre dökülür ». Ve bu kaynakların K ... ve I ... ( Yunan hafleri bilgisayarda olmadığından yazılamadı. M. Doğan Aykanlı ) ( ağlayan, gülen ) olduklarını ilâve ediyor. Lakin bahsettiği iki « Bogennichen'ın », Roma yolunu, bazı sıcak kaynakların bulunduğu çukurdan aşırmak için yapılmış iki alçak kemerden ibaret olduğuna dikkat etmiyor. Burada, zannettiği gibi eskiden bir suni mağaranın bulunmuş olması bana etrafın vaziyetine hiç uygun gözükmüyor (3). Hirschfeld'in ana dereye Hudaverdi ismini vermesi de yanlıştır. Hudaverdi, bana nakledildiğine göre, derenin asıl kaynaklarından yüz yarda aşağıda, ve en yüksek değirmenden biraz yukarda bir noktada, takriben elli sene evvel birden bire feveran etmiş bir tek kaynağın adıdır. Bu kaynağın suyu gayet iyi içilebildiği halde, eğer hatırımda doğru kalmışsa, öteki pınarların hiçbiri içilemez. Bunun içindir ki Hudaverdi ismi verilmiştir. Suyun büyük bir kısmı ayrılmış, tahta borularla kasabaya isale edilmiştir.
Apameia'da Kallirhhoe isminde bir pınar bulunduğu faraziyesi, Sestini'nin yanlış okuduğu bir sikkeden hasıl olmuştur. İmhoof Blumer Num. Zft. 1884, S. 289
Prof. Hirschfeld'in büyük çaptaki Apameia haritası gayet mükemmeldir. Anadolu'nun içerlerinde hiçbir eski şehir yeri için böyle bir haritanın bulunmayışı çok teessüfe şayandır. Aynı kâğıt üzerindeki Dineir ve Dombay vadilerini gösteren küçük haritalar, icabettiği kadar iyi değildir. Apameia-Celainai tarihi hakkındaki tetkiki gayet mühimdir.
(1) « Journ. Hell. Stud. » Nisan. 1883 de « Metropoltanus Campus » hakkında bir makale neşretmiştim. Buna 1883 Teşrinievvelinde, Tatarlı ile Haydarlı arasında. tam Metropolis'in olduğu noktada bulduğum bir kitabe parçasını da ilave etmek isterim: « Senato ve halk Artemidoros'un oğlu Sostenis'in oğlu Artemidoros'u tebcil eder. Alim, filosof, müstesna bir şahsiyet ve bir çok hususlarda memleketine faideli olan bu adam, oyunlara sarf edilmek üzere para vermiştir ».
(2) Hirschfeld'in « Berl, Akad. Abhandla. » 1876 da « Über Celainai-Apameia Kibotos » ismindeki makalesi . Hogarth'in « Journ Hell. Stud ». 1888 deki makalesi.
(3) Apameia'yı 1881 de, ( gayet kısa olarak )1882 de, ve 1888 de ziyaret ettiğim zaman Hogarth'ın henüz neşredilmemiş fikrini bildiğim için bu noktayı dikkatle tetkik ettim. 1881 de Hirschfeld'in makalesini henüz okumamıştım; lâkin vaziyeti gayet dikkatle tetkik etmiş olduğunu bildiğim için topografyasına fazla ehemmiyet vermedim.
Prof. W. M. RAMSAY
Milli Eğitim Basımevi İstanbul 1960
Sayfa 450-
..., beşinci asırda , Metropolis'in Nikopolis adını da beraber taşımış olması hatıra gelir (1)
20- Apameia uzun zaman Anadolu'nun en büyük şehirlerinden biri idi. İnhitatı belki Constantinople'un tesisi ile başlamıştır. Yeni teşkilâta göre artık büyük bir yol üzerinde bulunmuyordu; halbuki ticaret batıya yöneldiği müddetçe, yol şebekesinin tam toplandığı noktada bulunuyordu. Prof. G. Hirschfeld'in Buranın topografyası hakkındaki tetkikleri, umumiyet itibariyle doğrudur; lâkin nehirler meselesinde yanıldığı aşikârdır. Mr. Hogarth kendisini bu noktada tashih etmiştir. Hirschfeld Ilı'canın Marsyas nehri olduğunu iddia eder. Lâkin Hogarth doğru bir sağ duygu ile bu fikri reddetmiş " çıplak bir tepenin eteğinden, düm düz bir yatağa sükûnetle akan ve bir nehirden ziyade bir su mecrası gibi yavaşça sıyrılıp giden bu hazin derenin, o hikâyelerde yadı geçen Marsyas olamayacağını " kati'yetle iddia etmiştir (2). Bu küçük dereyi ılık kaynaklar beslemektedir. Bunun için adına Lidja ( Ilıca ) denmiştir. Apameia'ya ait bir sikkede Mai ( andros ), Mar ( syas ), Or ( gas ), Ther ( ma ) nehirlerinin bir gurup halinde Apameia'nın ( Efezdeki Artemis tipinde ) hami tanriçesi etrafında toplandıklarını görüyoruz. Bu da Apameia halkının sıcak menbaları Marsyas'dan ayırd ettiklerini kat'iyetle ispat etmektedir.
Prof. Hirschfeld, Marsyas hakkındaki noktai-nazarını takviye için şu sözleri söylüyor: « Bir çift pınar, hemen kaynadıkları noktanın altında, iki kemerden geçerek Nehre dökülür ». Ve bu kaynakların K ... ve I ... ( Yunan hafleri bilgisayarda olmadığından yazılamadı. M. Doğan Aykanlı ) ( ağlayan, gülen ) olduklarını ilâve ediyor. Lakin bahsettiği iki « Bogennichen'ın », Roma yolunu, bazı sıcak kaynakların bulunduğu çukurdan aşırmak için yapılmış iki alçak kemerden ibaret olduğuna dikkat etmiyor. Burada, zannettiği gibi eskiden bir suni mağaranın bulunmuş olması bana etrafın vaziyetine hiç uygun gözükmüyor (3). Hirschfeld'in ana dereye Hudaverdi ismini vermesi de yanlıştır. Hudaverdi, bana nakledildiğine göre, derenin asıl kaynaklarından yüz yarda aşağıda, ve en yüksek değirmenden biraz yukarda bir noktada, takriben elli sene evvel birden bire feveran etmiş bir tek kaynağın adıdır. Bu kaynağın suyu gayet iyi içilebildiği halde, eğer hatırımda doğru kalmışsa, öteki pınarların hiçbiri içilemez. Bunun içindir ki Hudaverdi ismi verilmiştir. Suyun büyük bir kısmı ayrılmış, tahta borularla kasabaya isale edilmiştir.
Apameia'da Kallirhhoe isminde bir pınar bulunduğu faraziyesi, Sestini'nin yanlış okuduğu bir sikkeden hasıl olmuştur. İmhoof Blumer Num. Zft. 1884, S. 289
Prof. Hirschfeld'in büyük çaptaki Apameia haritası gayet mükemmeldir. Anadolu'nun içerlerinde hiçbir eski şehir yeri için böyle bir haritanın bulunmayışı çok teessüfe şayandır. Aynı kâğıt üzerindeki Dineir ve Dombay vadilerini gösteren küçük haritalar, icabettiği kadar iyi değildir. Apameia-Celainai tarihi hakkındaki tetkiki gayet mühimdir.
(1) « Journ. Hell. Stud. » Nisan. 1883 de « Metropoltanus Campus » hakkında bir makale neşretmiştim. Buna 1883 Teşrinievvelinde, Tatarlı ile Haydarlı arasında. tam Metropolis'in olduğu noktada bulduğum bir kitabe parçasını da ilave etmek isterim: « Senato ve halk Artemidoros'un oğlu Sostenis'in oğlu Artemidoros'u tebcil eder. Alim, filosof, müstesna bir şahsiyet ve bir çok hususlarda memleketine faideli olan bu adam, oyunlara sarf edilmek üzere para vermiştir ».
(2) Hirschfeld'in « Berl, Akad. Abhandla. » 1876 da « Über Celainai-Apameia Kibotos » ismindeki makalesi . Hogarth'in « Journ Hell. Stud ». 1888 deki makalesi.
(3) Apameia'yı 1881 de, ( gayet kısa olarak )1882 de, ve 1888 de ziyaret ettiğim zaman Hogarth'ın henüz neşredilmemiş fikrini bildiğim için bu noktayı dikkatle tetkik ettim. 1881 de Hirschfeld'in makalesini henüz okumamıştım; lâkin vaziyeti gayet dikkatle tetkik etmiş olduğunu bildiğim için topografyasına fazla ehemmiyet vermedim.
Prof. W. M. RAMSAY
TÜRK ANSİKLOPEDİSİNDE DİNAR
TÜRK ANSİKLOPEDİSİ
Sayfa. 298- DİNAR, Afyon iline bağlı bir ilçe. Merkez ve iki bucağı ( Dombayova, Haydarlı ) ile 65 köyünün nüfusu 48.660 ( 1965 ) dır. Köylerin çoğu 400-800 nüfusludur. İlçenin yüzölçümü 1.417 km2 dir. Dinar, Afyon ilinin güneybatıya doğru uzanmış yerinin bir bölümündedir. İlçedeki yeryüzü şekilleri, Batı Torosların birer bölümü olan dağlar ( orta yükseklikteki Akdağ, Karadağ, Kızılkuyu dağı gibi ) ile bunlar arasındaki ovalar, alçak tepelikler durumunda olan çukur yerlerdir ( Dinarın batısında uzanan ova, doğusundaki eski bir bataklığın yeri olan düzlükler, bunun kuzeyinde Dombay Ovası, daha doğuda Güngörmez Ovası ile Çölovası gibi ).
Çok yeri kalkerlerden bir yapı gösteren Dinar ilçesi toprakları, birçok büyük kaynak, düden ve derelerin bulunduğu bir yöredir. Burada yeraltı akışları olan bölümler de vardır. Büyük Menderes Irmağını besleyen ana kaynakların bir kısmı Dinar çevresindedir. Dinarın doğusunda bir yamacın önünden Pınarbaşı adı verilen yerden büyük kaynaklar çıkar. Bunlar Çapalı bataklığını beslemiş olan sulardır. Bu sular, Dinarın hemen doğusundaki kalker yapılı sırtların önünde dibe dalar, her halde bu sırtın batısından Suçıkan adı verilen yerden bol olarak çıkar, Dinar ovasına doğru uzanır. Suçıkan suyuna güneyden Düden denilen yerden gelen sular da karışır. Kaynakları, yeraltı suları ve dereleriyle Dinar suların çok bol olduğu bir yerdir.
Bu çevrede yıllık yağış tutarı 500-600 mm dir. Kışlar soğuk, yazlar sıcaktır. Bazı yıllarda birkaç gün don olduğu da görülür. Yağış kış aylarında ve ilkbaharda artar, temmuz ve ağustos ile eylülde az olur. Kimi yıllarda kar yağdığı ve yerde birkaç gün ya da daha uzunca bir süre kaldığı olur. Dinar çevresindeki dağlarda bozulmuş ormanlarla koruluklar ( yer yer meşe, çam, dişbudak ) vardır.
Dinar ilçesi halkının başlıca geçim kaynakları arasında pancar yetiştirilmesi gelir. Ayrıca her çeşit tahıl, sebze ( özellikle baklagiller ) çeşitli meyvalar elde edilir. Çevrede otlaklar ve yayla yerleri çok olduğundan hayvancılık da gelişmiştir.
Dinar kasabası 11.002 ( 1965 ) nüfuslu, denizden 886 metre yüksekte, bir sırtın önünde ve eteğinde kurulmuş güzel görünüşlü bir küçük kasaba ve çevresinin işlek bir pazar yeridir. Antalya, Isparta, Burdur, Denizli ve Afyon illerini birbirine bağlayan yolların kavşak yerindedir. İzmir-Denizli-Afyon demiryolu ilçeden geçer. Ayrıca Dinar, Antalya-Burdur-Afyon şosesinin de üzerindedir. Kasabanın güneyinden ayrılan bir yol Denizliye ve güneydoğudan ayrılan bir yol da Isparta ve Eğridire uzanır. Kasabanın çarşısı, un fabrikaları, 2.000 tonluk tahıl ambarı, orta okulu, ilk okulları, otel ve lokantaları, sineması, beton ve taş köprüleri, parkları ve fidanlığı vardır. Dinar pazarına uzak yerlerden ( Sandıklı, Uluborlu, Eğridir,Keçiborlu, Çivril, Tefenni, Çal ) gelenlerin sayısı çoktur. Pazar salı günlerinde kurulur. Kasabanın suyu bir km uzaktaki Tanrıverdi Pınarı adındaki kaynaktan getirilmiştir. Ayrıca, elektrik ve sulama işlerinde Suçıkan, Ilıca, Düden, İncirli Pınar, Beşpınar, Dikici denilen kaynak sularından da yararlanılmaktadır. Dinar elektrikle aydınlatılır.
Tarih: Celaenae adındaki eski Phrygia şehrinin yerindedir. Bu şehir vaktiyle önemli ve büyük bir merkezdi. Hşayarşa devrinde kral burada oturmuştur. Söylentiye göre , Apollon bir musiki yarışmasında hasmını yendikten sonra derisini burada yüzmüştür. Celaenae şehri, Marsyas ve Menderes ırmaklarının kaynaklarında yer almaktaydı.
Sayfa. 298- DİNAR, Afyon iline bağlı bir ilçe. Merkez ve iki bucağı ( Dombayova, Haydarlı ) ile 65 köyünün nüfusu 48.660 ( 1965 ) dır. Köylerin çoğu 400-800 nüfusludur. İlçenin yüzölçümü 1.417 km2 dir. Dinar, Afyon ilinin güneybatıya doğru uzanmış yerinin bir bölümündedir. İlçedeki yeryüzü şekilleri, Batı Torosların birer bölümü olan dağlar ( orta yükseklikteki Akdağ, Karadağ, Kızılkuyu dağı gibi ) ile bunlar arasındaki ovalar, alçak tepelikler durumunda olan çukur yerlerdir ( Dinarın batısında uzanan ova, doğusundaki eski bir bataklığın yeri olan düzlükler, bunun kuzeyinde Dombay Ovası, daha doğuda Güngörmez Ovası ile Çölovası gibi ).
Çok yeri kalkerlerden bir yapı gösteren Dinar ilçesi toprakları, birçok büyük kaynak, düden ve derelerin bulunduğu bir yöredir. Burada yeraltı akışları olan bölümler de vardır. Büyük Menderes Irmağını besleyen ana kaynakların bir kısmı Dinar çevresindedir. Dinarın doğusunda bir yamacın önünden Pınarbaşı adı verilen yerden büyük kaynaklar çıkar. Bunlar Çapalı bataklığını beslemiş olan sulardır. Bu sular, Dinarın hemen doğusundaki kalker yapılı sırtların önünde dibe dalar, her halde bu sırtın batısından Suçıkan adı verilen yerden bol olarak çıkar, Dinar ovasına doğru uzanır. Suçıkan suyuna güneyden Düden denilen yerden gelen sular da karışır. Kaynakları, yeraltı suları ve dereleriyle Dinar suların çok bol olduğu bir yerdir.
Bu çevrede yıllık yağış tutarı 500-600 mm dir. Kışlar soğuk, yazlar sıcaktır. Bazı yıllarda birkaç gün don olduğu da görülür. Yağış kış aylarında ve ilkbaharda artar, temmuz ve ağustos ile eylülde az olur. Kimi yıllarda kar yağdığı ve yerde birkaç gün ya da daha uzunca bir süre kaldığı olur. Dinar çevresindeki dağlarda bozulmuş ormanlarla koruluklar ( yer yer meşe, çam, dişbudak ) vardır.
Dinar ilçesi halkının başlıca geçim kaynakları arasında pancar yetiştirilmesi gelir. Ayrıca her çeşit tahıl, sebze ( özellikle baklagiller ) çeşitli meyvalar elde edilir. Çevrede otlaklar ve yayla yerleri çok olduğundan hayvancılık da gelişmiştir.
Dinar kasabası 11.002 ( 1965 ) nüfuslu, denizden 886 metre yüksekte, bir sırtın önünde ve eteğinde kurulmuş güzel görünüşlü bir küçük kasaba ve çevresinin işlek bir pazar yeridir. Antalya, Isparta, Burdur, Denizli ve Afyon illerini birbirine bağlayan yolların kavşak yerindedir. İzmir-Denizli-Afyon demiryolu ilçeden geçer. Ayrıca Dinar, Antalya-Burdur-Afyon şosesinin de üzerindedir. Kasabanın güneyinden ayrılan bir yol Denizliye ve güneydoğudan ayrılan bir yol da Isparta ve Eğridire uzanır. Kasabanın çarşısı, un fabrikaları, 2.000 tonluk tahıl ambarı, orta okulu, ilk okulları, otel ve lokantaları, sineması, beton ve taş köprüleri, parkları ve fidanlığı vardır. Dinar pazarına uzak yerlerden ( Sandıklı, Uluborlu, Eğridir,Keçiborlu, Çivril, Tefenni, Çal ) gelenlerin sayısı çoktur. Pazar salı günlerinde kurulur. Kasabanın suyu bir km uzaktaki Tanrıverdi Pınarı adındaki kaynaktan getirilmiştir. Ayrıca, elektrik ve sulama işlerinde Suçıkan, Ilıca, Düden, İncirli Pınar, Beşpınar, Dikici denilen kaynak sularından da yararlanılmaktadır. Dinar elektrikle aydınlatılır.
Tarih: Celaenae adındaki eski Phrygia şehrinin yerindedir. Bu şehir vaktiyle önemli ve büyük bir merkezdi. Hşayarşa devrinde kral burada oturmuştur. Söylentiye göre , Apollon bir musiki yarışmasında hasmını yendikten sonra derisini burada yüzmüştür. Celaenae şehri, Marsyas ve Menderes ırmaklarının kaynaklarında yer almaktaydı.
KÜÇÜKASYA SEYAHATİ VE DİNAR
KÜÇÜKASYA SEYAHATİ
1895 YAZI
Pera Turizm ve Ticaret A.Ş. İstanbul 1988
Sf. 2- Alaşehir'den güneye, Buldan üzerinden Hierapolis'e gitmeyi düşündük; İzmir'den gelerek buradan geçen ve son durağı Dinar olan ikinci bir trenle de Dinar'a gidecektik.
Sf. 16- Goncalı'yı 15 Haziranda öğle üzeri terk ettik ve akşama doğru Dinar'a vardık. Demiryolu burada tarihi kavimler yolunu takip ediyor. Aynı yol, Menderes vadisinde önce nehir kıyısından yukarıya çıkıyor, sonra Lykos vadisine kıvrılıyor, ardından Acı Tuz Gölü'nün ( Haritada Çürüksu Gölü ) kıyısına dokunarak Menderesin yukarı kesimine erişmek için tekrar yukarı kıvrılır.
Eskiden Apameia Kibotos olarak bilinen Dinar şehri verimli ve bir platoda kuruludur ( 860 m ). Bir kaymakamın yönettiği bu çok da büyük olmayan şehirden çeyrek saat uzaklıktaki demiryolu binalarının karşısında villaya benzeyen iki güzel ev vardır. Evlerden biri istasyon şefine diğeri ise Rum bir kadına aittir. Bu ev temiz bir misafirhane olarak işletiliyor. Ertesi gün ( 16 Haziran ) bu misafirhanede kaldık ve günü, şehri ve onun yakın çevresini gezmeye ayırdık. Bu küçük Türk şehrini gezerken her yerde karşımıza çıkan kitabelerin bolluğu, eski Apameia tarihinin kanıtıydı. Ksenophon'un bildirdiğine göre Oğul Kyros'un burada bir sarayı ve bir parkı vardı ve o da, sonradan fetih için yola çıkan Büyük İskender gibi, uzun süre burada konaklamıştı. Apameia Diadokhlar Dönemi'nden* Ortaçağa kadar Küçükasyadaki ticaret merkezlerinin en önemlilerinden biriydi. Şehir şimdi de İzmir'e giden demiryolunun başlangıcı olduğu için ticari önemini yeniden kazanmıştır. Şehrin doğusunda yer alan küçük bir vadide, bir kayadan güçlü bir kaynak çıkıyor. Antik efsane Apollon ile Marsyas arasındaki mücadeleyi, Helen müziğinin barbar flütüne karşı üstün gelişinin savaşını işte bu kayada yansıtır. Çay, birçok kola ayrılarak şehrin içinden akıyor ve şehrin güneyinde suyu bol olan Menderes'le birleşiyor.Menderes'in kaynakları birkaç kilometre güneyde vadinin çamur yataklarından doğuyor. Doğudaki tepenin üzerinde, bir zamanki Akropolis'in yerinde bugün bir Bizans kilisesinin kalıntıları var. ...
... Konya'ya çabucak varmak için bu defa yük atlarından vaz geçtik ve eşyamızı taşması için bir araba kiraladık. ...
... Yanımızdaki, araba denen araç, bizim " tenteneli araba "dediğimiz şeye benziyor; sadece buradakinin çatısı daha alçak ve içindeki kişi oturmaktan ziyade arkaya yaslanarak gidiyor. Aynı zamanda bindiğimiz koşu atlarına da bakan her iki arabacı Tatar'dı. Eskiden ağırlıklı olarak Bulgaristan'da oturan ve 1878'deki savaştan sonra Anadolu'ya da göç eden bu halk grubundan gelen kişiler, ırklarının karakteristik tiplerini çok saf bir şekilde korumuşlar. ...
... Sonra 17 Haziran günü öğle üzeri yola çıktık. Nihayet Marsyas ırmağının içinden aktığı Dinar'ın dar sokaklarından neşeli anılarla ayrıldıktan sonra, ilk önce kısa bir süre Menderes vadisinin kuzey yönüne doğru gittik. Şehirden ayrılırken bir dervişe birkaç sikke atmış ve onun gür sesli teşekkürünü ve hayır duasını, gezimizin başında beliren talih olarak yorumlamıştım. Doğuya dönerek Samsun Dağı'nın Dombay Ovası'na inen güney eteklerinden geçtik. Bu 15 km uzunluğunda ve 5 km eninde bir ova olup, onun dar bir kenarından yol aldık. Ovanın güney ucunda küçük Gökçeli Göl ile ( Sarıgöl ) karşılaştık. Bu gölün antik adı Aulokrene'dir ve Marsyas'ın flütü için gereken kamışı bu gölden kestiği söylenir. Gölün kolları tarafından beslenen bu verimli ovada birçok köy yer alır ve ekin, denizden 1100 m yükseklikte henüz başağındaydı.
...
Yolun ilk bölümü uzun ve çıplak dağ sıralarının aralarında, birbirinin üzerine yığılmış teras şeklindeki vadilerden geçiyor ve bu teraslardan birbirine alçak ve yüksek geçitler var. Böylelikle Dombay ovasındaki köylerden biri olan Akçeköy'den yukarıya, 1200 metre yükseklikteki bir geçitten geçerek çıktık ve dağlar arasındaki dar bir vadi olan Güngörmez Ovası'na vardık. Buradan da , 15 km uzunluğunda ve 5 km enindeki Çöl Ova adlı daha büyük ovaya geldik. Ovayı kuzeyden ve güneyden çevreleyen Kumullu Dağı'nın ve Kılıçtakan Dağı'nın sıraları ormansız ve burada dağların eteklerine serpiştirilmiş küçük köyler var. Köylerin yakınında inek koyun sürüleri çıplak zeminde yiyecek bitki arıyorlar. Vadinin yakınında ekim yapılıyor ve bu alanlar dağ yamaçlarından inen birkaç zayıf çayın kanallara verilmiş suyu ile sulanıyorlar. Dağlardan inen bu sular bazı yerlerde, yabani ördeklerin ve diğer su hayvanlarının yaşadığı bataklık alanları oluşturuyor. Çevrede hiçbir ağaç ve çalı olmadığı için, burası can sıkıcı ve hüzünlü bir karaktere sahip ve güneşin batışının yarattığı etki burada çok değişik. Güneş daha batıda bütün renk zenginliğiyle parlarken, bu vadi çoktan gece karanlığına bürünüyor ve ancak doğudaki kayalıklar kırmızımsı bir parıltıyla göğe yükseliyor.
Hedefimiz olan küçük Alparslan Köyü'ne ve orada var olduğunu duyduğumuz hana ancak geç saatlerde vardık. Arabamız etrafı duvarla çevrili bir avluya girince evin arkasındaki, taş ve toprakla yapılmış alçak bir bina göründü. Evin, toprak seviyesindeki kapıdan girince alçak tavanlı ve ortalama büyüklükte bir odası, ona bitişik olarak da ahır vazifesi gören ikinci bir odası var. Atların girişi ağaç bir kütükle evin diğer odasından ayrılıyor. Oda eşyasızdı, sadece duvardaki oyukta bir ocak bulunuyor. Bu ocakta hemen keyifli bir ateş yakıldı ve onun ışığında eşyamızı bir ev düzeni içerisinde yerleştirdik. Akşam yemeğinden sonra da açılır kapanır yataklarımızı hazırlayarak istirahate çekildik. Bu sırada köy halkı olan Yörükleri göremedik, insanlar herhalde çoktan evlerine çekilmişlerdi.
Köyden ertesi sabah saat beş buçukta, soğuk ve rüzgârlı bir havada ayrıldık ( 18 Haziran ). Güneydeki dağlar sise bürünmüş ve görünmüyor, sadece kuzeydeki dağ sıraları sabah güneşiyle aydınlanıyor. Isınmak için -termometre saat 7'de 11,5 C gösteriyor - uzun bir mesafeyi tırısla geçiyoruz ve kısa sürede Okçular üzerinden, bazı kitabelerin bulunduğu Tatarlı Köyü'ne varıyoruz. Yol buradan kuzeye doğru ve antik adı Synnada olan kasabaya gidiyor*
Tatarlı'da çok ucuza bir sürü Grek sikkesi satın alıyoruz; ...
Sf. 205- ... Dinar'a geri dönmüş olduk. Şehrin ortasında ve istasyonun karşısındaki küçük handa, sevimli bir Rum hancı ve yardımcıları tarafından içtenlikle karşılandık.
Friedrich SARRE
* DIADOKHLAR Etimolojik olarak " takip eden " " halef " demektir. Büyük İskender'in ölümünden sonra, imparatorluğunu bölen Makedonyalı generaller için kullanılır. Bunlar özellikle Antigonos, Ptolemaios, Seleukos ve Lysimakos adlı generallerdir ( ç.n. )
* Synnada bugünkü Şuhut ( y.n. )
1895 YAZI
Pera Turizm ve Ticaret A.Ş. İstanbul 1988
Sf. 2- Alaşehir'den güneye, Buldan üzerinden Hierapolis'e gitmeyi düşündük; İzmir'den gelerek buradan geçen ve son durağı Dinar olan ikinci bir trenle de Dinar'a gidecektik.
Sf. 16- Goncalı'yı 15 Haziranda öğle üzeri terk ettik ve akşama doğru Dinar'a vardık. Demiryolu burada tarihi kavimler yolunu takip ediyor. Aynı yol, Menderes vadisinde önce nehir kıyısından yukarıya çıkıyor, sonra Lykos vadisine kıvrılıyor, ardından Acı Tuz Gölü'nün ( Haritada Çürüksu Gölü ) kıyısına dokunarak Menderesin yukarı kesimine erişmek için tekrar yukarı kıvrılır.
Eskiden Apameia Kibotos olarak bilinen Dinar şehri verimli ve bir platoda kuruludur ( 860 m ). Bir kaymakamın yönettiği bu çok da büyük olmayan şehirden çeyrek saat uzaklıktaki demiryolu binalarının karşısında villaya benzeyen iki güzel ev vardır. Evlerden biri istasyon şefine diğeri ise Rum bir kadına aittir. Bu ev temiz bir misafirhane olarak işletiliyor. Ertesi gün ( 16 Haziran ) bu misafirhanede kaldık ve günü, şehri ve onun yakın çevresini gezmeye ayırdık. Bu küçük Türk şehrini gezerken her yerde karşımıza çıkan kitabelerin bolluğu, eski Apameia tarihinin kanıtıydı. Ksenophon'un bildirdiğine göre Oğul Kyros'un burada bir sarayı ve bir parkı vardı ve o da, sonradan fetih için yola çıkan Büyük İskender gibi, uzun süre burada konaklamıştı. Apameia Diadokhlar Dönemi'nden* Ortaçağa kadar Küçükasyadaki ticaret merkezlerinin en önemlilerinden biriydi. Şehir şimdi de İzmir'e giden demiryolunun başlangıcı olduğu için ticari önemini yeniden kazanmıştır. Şehrin doğusunda yer alan küçük bir vadide, bir kayadan güçlü bir kaynak çıkıyor. Antik efsane Apollon ile Marsyas arasındaki mücadeleyi, Helen müziğinin barbar flütüne karşı üstün gelişinin savaşını işte bu kayada yansıtır. Çay, birçok kola ayrılarak şehrin içinden akıyor ve şehrin güneyinde suyu bol olan Menderes'le birleşiyor.Menderes'in kaynakları birkaç kilometre güneyde vadinin çamur yataklarından doğuyor. Doğudaki tepenin üzerinde, bir zamanki Akropolis'in yerinde bugün bir Bizans kilisesinin kalıntıları var. ...
... Konya'ya çabucak varmak için bu defa yük atlarından vaz geçtik ve eşyamızı taşması için bir araba kiraladık. ...
... Yanımızdaki, araba denen araç, bizim " tenteneli araba "dediğimiz şeye benziyor; sadece buradakinin çatısı daha alçak ve içindeki kişi oturmaktan ziyade arkaya yaslanarak gidiyor. Aynı zamanda bindiğimiz koşu atlarına da bakan her iki arabacı Tatar'dı. Eskiden ağırlıklı olarak Bulgaristan'da oturan ve 1878'deki savaştan sonra Anadolu'ya da göç eden bu halk grubundan gelen kişiler, ırklarının karakteristik tiplerini çok saf bir şekilde korumuşlar. ...
... Sonra 17 Haziran günü öğle üzeri yola çıktık. Nihayet Marsyas ırmağının içinden aktığı Dinar'ın dar sokaklarından neşeli anılarla ayrıldıktan sonra, ilk önce kısa bir süre Menderes vadisinin kuzey yönüne doğru gittik. Şehirden ayrılırken bir dervişe birkaç sikke atmış ve onun gür sesli teşekkürünü ve hayır duasını, gezimizin başında beliren talih olarak yorumlamıştım. Doğuya dönerek Samsun Dağı'nın Dombay Ovası'na inen güney eteklerinden geçtik. Bu 15 km uzunluğunda ve 5 km eninde bir ova olup, onun dar bir kenarından yol aldık. Ovanın güney ucunda küçük Gökçeli Göl ile ( Sarıgöl ) karşılaştık. Bu gölün antik adı Aulokrene'dir ve Marsyas'ın flütü için gereken kamışı bu gölden kestiği söylenir. Gölün kolları tarafından beslenen bu verimli ovada birçok köy yer alır ve ekin, denizden 1100 m yükseklikte henüz başağındaydı.
...
Yolun ilk bölümü uzun ve çıplak dağ sıralarının aralarında, birbirinin üzerine yığılmış teras şeklindeki vadilerden geçiyor ve bu teraslardan birbirine alçak ve yüksek geçitler var. Böylelikle Dombay ovasındaki köylerden biri olan Akçeköy'den yukarıya, 1200 metre yükseklikteki bir geçitten geçerek çıktık ve dağlar arasındaki dar bir vadi olan Güngörmez Ovası'na vardık. Buradan da , 15 km uzunluğunda ve 5 km enindeki Çöl Ova adlı daha büyük ovaya geldik. Ovayı kuzeyden ve güneyden çevreleyen Kumullu Dağı'nın ve Kılıçtakan Dağı'nın sıraları ormansız ve burada dağların eteklerine serpiştirilmiş küçük köyler var. Köylerin yakınında inek koyun sürüleri çıplak zeminde yiyecek bitki arıyorlar. Vadinin yakınında ekim yapılıyor ve bu alanlar dağ yamaçlarından inen birkaç zayıf çayın kanallara verilmiş suyu ile sulanıyorlar. Dağlardan inen bu sular bazı yerlerde, yabani ördeklerin ve diğer su hayvanlarının yaşadığı bataklık alanları oluşturuyor. Çevrede hiçbir ağaç ve çalı olmadığı için, burası can sıkıcı ve hüzünlü bir karaktere sahip ve güneşin batışının yarattığı etki burada çok değişik. Güneş daha batıda bütün renk zenginliğiyle parlarken, bu vadi çoktan gece karanlığına bürünüyor ve ancak doğudaki kayalıklar kırmızımsı bir parıltıyla göğe yükseliyor.
Hedefimiz olan küçük Alparslan Köyü'ne ve orada var olduğunu duyduğumuz hana ancak geç saatlerde vardık. Arabamız etrafı duvarla çevrili bir avluya girince evin arkasındaki, taş ve toprakla yapılmış alçak bir bina göründü. Evin, toprak seviyesindeki kapıdan girince alçak tavanlı ve ortalama büyüklükte bir odası, ona bitişik olarak da ahır vazifesi gören ikinci bir odası var. Atların girişi ağaç bir kütükle evin diğer odasından ayrılıyor. Oda eşyasızdı, sadece duvardaki oyukta bir ocak bulunuyor. Bu ocakta hemen keyifli bir ateş yakıldı ve onun ışığında eşyamızı bir ev düzeni içerisinde yerleştirdik. Akşam yemeğinden sonra da açılır kapanır yataklarımızı hazırlayarak istirahate çekildik. Bu sırada köy halkı olan Yörükleri göremedik, insanlar herhalde çoktan evlerine çekilmişlerdi.
Köyden ertesi sabah saat beş buçukta, soğuk ve rüzgârlı bir havada ayrıldık ( 18 Haziran ). Güneydeki dağlar sise bürünmüş ve görünmüyor, sadece kuzeydeki dağ sıraları sabah güneşiyle aydınlanıyor. Isınmak için -termometre saat 7'de 11,5 C gösteriyor - uzun bir mesafeyi tırısla geçiyoruz ve kısa sürede Okçular üzerinden, bazı kitabelerin bulunduğu Tatarlı Köyü'ne varıyoruz. Yol buradan kuzeye doğru ve antik adı Synnada olan kasabaya gidiyor*
Tatarlı'da çok ucuza bir sürü Grek sikkesi satın alıyoruz; ...
Sf. 205- ... Dinar'a geri dönmüş olduk. Şehrin ortasında ve istasyonun karşısındaki küçük handa, sevimli bir Rum hancı ve yardımcıları tarafından içtenlikle karşılandık.
Friedrich SARRE
* DIADOKHLAR Etimolojik olarak " takip eden " " halef " demektir. Büyük İskender'in ölümünden sonra, imparatorluğunu bölen Makedonyalı generaller için kullanılır. Bunlar özellikle Antigonos, Ptolemaios, Seleukos ve Lysimakos adlı generallerdir ( ç.n. )
* Synnada bugünkü Şuhut ( y.n. )
16 Temmuz 2010 Cuma
MARSYAS KÜLTÜ VE İLK MÜZİK YARIŞMASI
Musa SEYİRCİ
Bu bildirimde sizlere yeni bir şey söylemiyeceğim. Hemşehrimiz Anadolu uzmanı Halikarnas Balıkçısı'nın da değindiği gibi, Marsyas Kültü ve ilk müzik yarışması üzerinde duracağım, bir iki konunun altını çizeceğim.
Sümerler'in, 'Denizin kenarındaki güneş bahçesi' dedikleri Anadolu, dünya uygarlığının merkezidir. İlkçağ tarihçeleri dünya uygarlığının merkezi Mezopotamya toprakları derlerse de Ana tanrıça Kübele'nin kutsanmasının Anadolu'da Sümer kültüründen en az üç bin yıl önceye gittiği görülmektedir. Bu nedenle, -Halikarnas Balıkçısı'nın da bir çok incelemesinde değindiği gibi- uygarlığın Anadolu'dan Mezopotamya'ya geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Birçok buluşlara, yarışmalara, söylencelere, kültürel verilere, yataklık yapan, doğuran Anadolu toprakları, müziğin ve müzik yarışmasının da anayurdudur. Müziğin adını veren müz'ler (sanat perileri) Anadoluludur. İlk müzik yarışması Marsyas ile Apollon arasında soylu Frigya topraklarında Kelainai ya da Selene'de (bugünkü Dinar) yapılmıştır. İlk gitar konserleri de lsos'ta (Milas'ta Güllük yakınında) verilmiştir.
Marsyas söylenceye göre, -Yurttaşımız Herodotos'un ve coğrafyacı Strabon'un da değindiği gibi- Kelainai kentinde doğmuştur. Frigya havaları yakar, Kybele, Pan ve Diyonizos gibi tanrılara ilahiler düzermiş ve yaktığı havaları Homerosumuz, Yunusumuz, Karacaoğlanımız ve Aşık Veyselimiz gibi gurbet gurbet gezerek, taban teperek, flütüyle hazin hazin öttürürmüş. Bir müzik dehası olan Marsyas, değişik sesler çıkarmak için ayrı boylarda kamışlar kesmek yerine aynı kamışta delikler açmış. O zamana kadar ayrı kamışlardan çıkarılan değişik sesleri, tek kamıştan çıkarmayı başarmış. Buna flütün de kavalın da öz atası denebilir.(1) Bazı araştırmacılarsa Onun flütünün iki delikli olduğunu, bu denli az delikle çok değişik sesler çıkardığını savlamaktadırlar.
Söylenceye göre, 'Zeka ve Hikmet Tanrıçası Athena bir gün keçi boynuzundan flüt yapmıştı. Flütü bir gün, Olimpos'taki tanrılar şöleninde çaldı. Çalgı çok güzel sesler çıkardığı halde, ölümsüzler (tanrılar) kahkahalarını tutamadılar.
Tanrıça, niye güldüklerini sorduğunda, ötekiler:
- Buluşun güzel, flüt sesin pek tatlı ama, onu çalarken güzelim avurtların şişiyor, çirkinleşiyorsun da ona gülüyoruz, dediler.Athena ayağa kalktı, baktı oynaya ki, söylenenler doğru, tuttu, icadettiği flütü Olimpos'tan aşağı fırlattı. Tanrı icadı düşe düşe Frigya'da Kelainai kenti yakınlarına düştü.
Dinar'ın (Kelainai) yakınında 900 metre yükseklikteki geniş bir alanda Pınarbaşı denilen bu gün Ankara-Antalya yolunun altında kalan küçük bir göl vardır. Bu gölde bol miktarda kamış vardır. Ve büyük Menderes'in (Meandros) gürül gürül akan suyunun kaynağı burasıdır. İşte Tanrıça Athena'nın attığı flüt buraya düşmüştür. Marsyas bu flütü buldu. (Kanımca, flütü Kelainaili Marsyas bulmuştur. Bu yörelidir. Pınarbaşı'nın kamışları çok güzel ve flüt, düdük yapmağa çok elverişlidir.
2.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri.1991
Bu bildirimde sizlere yeni bir şey söylemiyeceğim. Hemşehrimiz Anadolu uzmanı Halikarnas Balıkçısı'nın da değindiği gibi, Marsyas Kültü ve ilk müzik yarışması üzerinde duracağım, bir iki konunun altını çizeceğim.
Sümerler'in, 'Denizin kenarındaki güneş bahçesi' dedikleri Anadolu, dünya uygarlığının merkezidir. İlkçağ tarihçeleri dünya uygarlığının merkezi Mezopotamya toprakları derlerse de Ana tanrıça Kübele'nin kutsanmasının Anadolu'da Sümer kültüründen en az üç bin yıl önceye gittiği görülmektedir. Bu nedenle, -Halikarnas Balıkçısı'nın da bir çok incelemesinde değindiği gibi- uygarlığın Anadolu'dan Mezopotamya'ya geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Birçok buluşlara, yarışmalara, söylencelere, kültürel verilere, yataklık yapan, doğuran Anadolu toprakları, müziğin ve müzik yarışmasının da anayurdudur. Müziğin adını veren müz'ler (sanat perileri) Anadoluludur. İlk müzik yarışması Marsyas ile Apollon arasında soylu Frigya topraklarında Kelainai ya da Selene'de (bugünkü Dinar) yapılmıştır. İlk gitar konserleri de lsos'ta (Milas'ta Güllük yakınında) verilmiştir.
Marsyas söylenceye göre, -Yurttaşımız Herodotos'un ve coğrafyacı Strabon'un da değindiği gibi- Kelainai kentinde doğmuştur. Frigya havaları yakar, Kybele, Pan ve Diyonizos gibi tanrılara ilahiler düzermiş ve yaktığı havaları Homerosumuz, Yunusumuz, Karacaoğlanımız ve Aşık Veyselimiz gibi gurbet gurbet gezerek, taban teperek, flütüyle hazin hazin öttürürmüş. Bir müzik dehası olan Marsyas, değişik sesler çıkarmak için ayrı boylarda kamışlar kesmek yerine aynı kamışta delikler açmış. O zamana kadar ayrı kamışlardan çıkarılan değişik sesleri, tek kamıştan çıkarmayı başarmış. Buna flütün de kavalın da öz atası denebilir.(1) Bazı araştırmacılarsa Onun flütünün iki delikli olduğunu, bu denli az delikle çok değişik sesler çıkardığını savlamaktadırlar.
Söylenceye göre, 'Zeka ve Hikmet Tanrıçası Athena bir gün keçi boynuzundan flüt yapmıştı. Flütü bir gün, Olimpos'taki tanrılar şöleninde çaldı. Çalgı çok güzel sesler çıkardığı halde, ölümsüzler (tanrılar) kahkahalarını tutamadılar.
Tanrıça, niye güldüklerini sorduğunda, ötekiler:
- Buluşun güzel, flüt sesin pek tatlı ama, onu çalarken güzelim avurtların şişiyor, çirkinleşiyorsun da ona gülüyoruz, dediler.Athena ayağa kalktı, baktı oynaya ki, söylenenler doğru, tuttu, icadettiği flütü Olimpos'tan aşağı fırlattı. Tanrı icadı düşe düşe Frigya'da Kelainai kenti yakınlarına düştü.
Dinar'ın (Kelainai) yakınında 900 metre yükseklikteki geniş bir alanda Pınarbaşı denilen bu gün Ankara-Antalya yolunun altında kalan küçük bir göl vardır. Bu gölde bol miktarda kamış vardır. Ve büyük Menderes'in (Meandros) gürül gürül akan suyunun kaynağı burasıdır. İşte Tanrıça Athena'nın attığı flüt buraya düşmüştür. Marsyas bu flütü buldu. (Kanımca, flütü Kelainaili Marsyas bulmuştur. Bu yörelidir. Pınarbaşı'nın kamışları çok güzel ve flüt, düdük yapmağa çok elverişlidir.
2.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri.1991
BİR MÜZİK ŞÖLENİNDE DİNAR
Büyük Menderes nehri, Afyon ilinin Dinar ilçesindeki bir kaynaktan doğar, kıvrıla kıvrıla gider, Ege'de denize dökülür. Dinarlılar bu kaynağa (Suçıkan) ya da (Pınarbaşı) derler. Dinar'ın hemen yanıbaşmdaki tepelerin eteğinde gürül gürül suların çağladığı bir mesire yeridir burası. Dinarlılar, ötedenberi konuklarını burada ağırlar, burada yer içer, eğlenirler. Sık sık müzik şölenleri de olur. Bu geleneksel şölenlerin bir de efsanesi vardır, anlatırlar :
Bir zamanlar Dinar'ın bulunduğu yerde (Selenea) adlı, kendi halinde yaşıyan şirin bir şehir varmış. Frikya Kralı Midas bu şehirdeki kaynağı çok beğenerek, bir süre Seleneayı başkent yapmış, kaynağın başına bir saray kurmuş. O günlerde Selenealı Marsiyas adlı, müziksever bir genç, kaynağın çevresinde dolaşırken, bir flüt bulmuş. Bu Tanrıça Athena'nın sihirli flütüymüş. Athena'ya flüt çaldığı zaman yüzünün çirkinleştiği söylenince, kızmış, flütünü bu kaynağa fırlatıp atmış. Marsiyas, bulduğu flütü dudaklarına götürmüş. Bir ses ki, dinleyenleri sarhoş etmede, nağmeleri tüm çevreye dalga dalga yayılmada... Marsiyas, artık gece gündüz flüt çalıyor, konserler veriyormuş. Şöhreti kısa sürede tüm Anadolu'ya yayılmış, herkes bu flütü dinlemek için Selenea'ya akın ediyormuş. Derken, Marsiyas'ın şöhreti, Apollonun kulağına gelmiş. O güne değin (lir) çalmakta usta olan Tanrı Apollon, kıskançlık duyguları içinde Selenea'ya gelmiş. Marsiyas'ı halkın önünde yarışmaya çağırmış. Halk, Bozdağ'ın yeşil çayırlı eteklerinde toplanmış, üç kişilik de bir jüri kurmuşlar. Jürinin başkanı da Kral Midas...
Yarışma başlamış... Önce Apollon, liriyle ilâhî havalar çalmış, sanat ve su perileri olan müz'ler, koro halinde Apollon'a eşlik etmişler. Ardından Marsiyas, almış flütünü eline başlamış üflemeye... Birinci, ikinci parçalardan sonra, tüm dinleyiciler çılgınca alkışlamışlar Marsiyas'ı.. Başta Kral Midas olmak üzere jüri üyeleri şaşkına dönmüşlerdi. Marsiyas daha güzel çalıyordu, birincilik hakkıydı ama bu işe Apollon ne derdi ? Uzun tartışmalar oldu, halk «Marsiyas! Marsiyas!» diye alkış tutuyordu. Sonunda Kral Midas, cesaretle kararını verdi. Marsiyas, birinci seçilmişti.
Karar, Apollon'a duyurulduğu zaman çılgına dönmüştü. Bir hamlede Marsiyas'm üzerine atılmış, onu öldürmüş, derisini yüzdürerek şimdiki Suçıkan kayalarına astırmıştı. Sıra Kral Midas'a gelmiş, ona şöyle seslenmişti:
— Sen benim ilâhî lir'imin seslerini dinlemekten acizsin ! O duymayan kulakların büyüsün..
Gerçekten o günden sonra Midas'ın kulakları büyümeye başlamış, bu yüzden kendisine (Eşek kulaklı Midas) denmişti. En azından iki bin beş yüz yıllık bir Anadolu efsanesi bu..
Bugün, Dinar'ın Suçıkan kaynağının üst yanındaki kayalıklara çıkanlar, su birikintilerinde yetişen kamışların ince, yanık seslerini duyar, Marsiyas'ın «sihirli flüt» efsanesini, bir kez daha dile getirirler.
Pers'lerin Anadolu'ya akınları sırasında, Kral Dara'nın, yazlık başkent olarak Dinar'ı seçtiği ve sarayını kaynağın üzerine yaptırdığı söylenir. Tarihçilere göre, 2 yıl Dinar'da oturan Dara, darphanesini de burada kurmuş, para bastırmıştır. Perslerin kullandıkları paraya (Dinar) dendiği için, şehrin adının buradan geldiği söylentiler arasındadır.
Romalılar bir ara, şehre (Apamia) adını vermişlerse de, Selçuklu Türklerinin Anadolu' yu fetihlerinden sonra, şehir Dinar adıyla tanınmış, bu adıyla tarihe geçmiştir. Selçuklular devrinde önemli bir ticaret merkezi olduğu ve para bozan sarrafların çokluğu dolayısiyle şehre (Dinar) adının verildiği de söylenmektedir.
Dinar ve çevresinin çok eski bir tarihi olduğu, bölgedeki arkeolojik kalıntılardan anlaşılmaktadır. Son yıllarda bu bölgede kazılarla çıkan arkeolojik tarihî eserler Afyon müzesine kaldırılmış ve bu müzede sergilenmiştir. Bu eserler arasında lir çalan bir Apollon heykeline de rastlanmış olması, Dinar'ın Anadolu mitolojisindeki önemini çok daha ilginç bir biçimde ortaya koymaktadır.
Dinar Osmanlılar devrinde de önemini korumuş, bölgenin bir ticaret merkezi olmuştur. Dokumacılık sanayiinde de ileri giden Dinar, (Dinarî) adı verilen bez dokumalarıyla şöhret yapmıştır.
Onyedinci yüzyıl içinde Dinar'a gelen bir seyyah, Dinar'ın pazar şehri olduğundan, halkının daha çok ticaretle uğraştığından bahsederek şöyle der : «Buranın havası ve suyu hoş, ahalisi zevk sahibi, eğlence severdir.» Gerçekten de Dinar, türküleri ve oyunları ile Türk folklorunda seçkin bir yer alır. Bugün efsane kaynağı Suçıkan mesire yerinde serinliyenler Marsiyas'ın derinden derine gelen flüt sesini duyar gibi olurlar.
Dinarlı şair Gürcan seslenir bu kez :
Maindros suyu benim ilçemden doğar
Marsiyas'ın flütünü çalarak
Güzel Athenanın armağanı
Kral Midas'ın kral yüreğini okşar.
• •
Kanlı ellerini tanrı Apollon'un
Ve lir'inin altın tellerini
Yıkar tanrılığına dönerek
Maindros suyu benim ilçemden doğar.
Efsaneler diyarı, şiir, müzik ve sanat şehri, güzel Dinar'ı tatlı anılarıyla başbaşa bırakarak başka bir şehrimizi söyleşelim.
Mehmet ÖNDER Şehirden şehre 3.Cilt.
Bir zamanlar Dinar'ın bulunduğu yerde (Selenea) adlı, kendi halinde yaşıyan şirin bir şehir varmış. Frikya Kralı Midas bu şehirdeki kaynağı çok beğenerek, bir süre Seleneayı başkent yapmış, kaynağın başına bir saray kurmuş. O günlerde Selenealı Marsiyas adlı, müziksever bir genç, kaynağın çevresinde dolaşırken, bir flüt bulmuş. Bu Tanrıça Athena'nın sihirli flütüymüş. Athena'ya flüt çaldığı zaman yüzünün çirkinleştiği söylenince, kızmış, flütünü bu kaynağa fırlatıp atmış. Marsiyas, bulduğu flütü dudaklarına götürmüş. Bir ses ki, dinleyenleri sarhoş etmede, nağmeleri tüm çevreye dalga dalga yayılmada... Marsiyas, artık gece gündüz flüt çalıyor, konserler veriyormuş. Şöhreti kısa sürede tüm Anadolu'ya yayılmış, herkes bu flütü dinlemek için Selenea'ya akın ediyormuş. Derken, Marsiyas'ın şöhreti, Apollonun kulağına gelmiş. O güne değin (lir) çalmakta usta olan Tanrı Apollon, kıskançlık duyguları içinde Selenea'ya gelmiş. Marsiyas'ı halkın önünde yarışmaya çağırmış. Halk, Bozdağ'ın yeşil çayırlı eteklerinde toplanmış, üç kişilik de bir jüri kurmuşlar. Jürinin başkanı da Kral Midas...
Yarışma başlamış... Önce Apollon, liriyle ilâhî havalar çalmış, sanat ve su perileri olan müz'ler, koro halinde Apollon'a eşlik etmişler. Ardından Marsiyas, almış flütünü eline başlamış üflemeye... Birinci, ikinci parçalardan sonra, tüm dinleyiciler çılgınca alkışlamışlar Marsiyas'ı.. Başta Kral Midas olmak üzere jüri üyeleri şaşkına dönmüşlerdi. Marsiyas daha güzel çalıyordu, birincilik hakkıydı ama bu işe Apollon ne derdi ? Uzun tartışmalar oldu, halk «Marsiyas! Marsiyas!» diye alkış tutuyordu. Sonunda Kral Midas, cesaretle kararını verdi. Marsiyas, birinci seçilmişti.
Karar, Apollon'a duyurulduğu zaman çılgına dönmüştü. Bir hamlede Marsiyas'm üzerine atılmış, onu öldürmüş, derisini yüzdürerek şimdiki Suçıkan kayalarına astırmıştı. Sıra Kral Midas'a gelmiş, ona şöyle seslenmişti:
— Sen benim ilâhî lir'imin seslerini dinlemekten acizsin ! O duymayan kulakların büyüsün..
Gerçekten o günden sonra Midas'ın kulakları büyümeye başlamış, bu yüzden kendisine (Eşek kulaklı Midas) denmişti. En azından iki bin beş yüz yıllık bir Anadolu efsanesi bu..
Bugün, Dinar'ın Suçıkan kaynağının üst yanındaki kayalıklara çıkanlar, su birikintilerinde yetişen kamışların ince, yanık seslerini duyar, Marsiyas'ın «sihirli flüt» efsanesini, bir kez daha dile getirirler.
Pers'lerin Anadolu'ya akınları sırasında, Kral Dara'nın, yazlık başkent olarak Dinar'ı seçtiği ve sarayını kaynağın üzerine yaptırdığı söylenir. Tarihçilere göre, 2 yıl Dinar'da oturan Dara, darphanesini de burada kurmuş, para bastırmıştır. Perslerin kullandıkları paraya (Dinar) dendiği için, şehrin adının buradan geldiği söylentiler arasındadır.
Romalılar bir ara, şehre (Apamia) adını vermişlerse de, Selçuklu Türklerinin Anadolu' yu fetihlerinden sonra, şehir Dinar adıyla tanınmış, bu adıyla tarihe geçmiştir. Selçuklular devrinde önemli bir ticaret merkezi olduğu ve para bozan sarrafların çokluğu dolayısiyle şehre (Dinar) adının verildiği de söylenmektedir.
Dinar ve çevresinin çok eski bir tarihi olduğu, bölgedeki arkeolojik kalıntılardan anlaşılmaktadır. Son yıllarda bu bölgede kazılarla çıkan arkeolojik tarihî eserler Afyon müzesine kaldırılmış ve bu müzede sergilenmiştir. Bu eserler arasında lir çalan bir Apollon heykeline de rastlanmış olması, Dinar'ın Anadolu mitolojisindeki önemini çok daha ilginç bir biçimde ortaya koymaktadır.
Dinar Osmanlılar devrinde de önemini korumuş, bölgenin bir ticaret merkezi olmuştur. Dokumacılık sanayiinde de ileri giden Dinar, (Dinarî) adı verilen bez dokumalarıyla şöhret yapmıştır.
Onyedinci yüzyıl içinde Dinar'a gelen bir seyyah, Dinar'ın pazar şehri olduğundan, halkının daha çok ticaretle uğraştığından bahsederek şöyle der : «Buranın havası ve suyu hoş, ahalisi zevk sahibi, eğlence severdir.» Gerçekten de Dinar, türküleri ve oyunları ile Türk folklorunda seçkin bir yer alır. Bugün efsane kaynağı Suçıkan mesire yerinde serinliyenler Marsiyas'ın derinden derine gelen flüt sesini duyar gibi olurlar.
Dinarlı şair Gürcan seslenir bu kez :
Maindros suyu benim ilçemden doğar
Marsiyas'ın flütünü çalarak
Güzel Athenanın armağanı
Kral Midas'ın kral yüreğini okşar.
• •
Kanlı ellerini tanrı Apollon'un
Ve lir'inin altın tellerini
Yıkar tanrılığına dönerek
Maindros suyu benim ilçemden doğar.
Efsaneler diyarı, şiir, müzik ve sanat şehri, güzel Dinar'ı tatlı anılarıyla başbaşa bırakarak başka bir şehrimizi söyleşelim.
Mehmet ÖNDER Şehirden şehre 3.Cilt.
12 Temmuz 2010 Pazartesi
HERODOT TARİHİNDE KELAİNAİ
26. ........Halys ırmağını geçip Phrygia'ya ve bu ülke içinde yürünerek Kelainai'ye varıldı, Maiandros'un kaynakları buradadır, Maiandros'a eşit bir ırmak olan Kataraktes de burada,hatta Kelainai agorasında kaynar ve Maiandros'a karışır. Marsyas Silenos'un derisinden yapılmış olan tulum da gene bu kentte asılıdır. Phrygialıların anlattıklarına göre Apollon diri diri derisini yüzmüş, duvara asmıştır.
27. Bu sitede bir Lydialı oturuyordu, Atys oğlu Pythios; bu adam orduyu ve kıralı büyük bir cömertlikle ağırladı; hatta para yardımı yaparak sefer giderlerine de katılmak istedi. Bu cömertlik karşısında, Kserkses, yanındakilere sordu, kim oluyordu bu pythios ve varlığı neydi ki böyle bir öneride bulunabiliyordu. "Kral, dediler bildiğin altın çınarı ve altın asma dalını baban Dareios'a armağan eden adam budur; bugün de bildiğimiz en zengin insan, senden sonra odur".
28. Kserkses'in ağzı açık kaldı. O zaman onunla kendisi konuştu, serveti ne kadar diye sordu. "Kral, dedi, Lydialı, senden saklayacak değilim, ne kadar zolduğunu ben de bilmiyorum, deyip susmayacağım da: ne kadar olduğunu çok iyi biliyorum, sana da ayrıntılarıyle açıklayacağım. Çünkü senin Hellen kıyılarına doğru inmekte olduğunu haber alınca, savaş giderlerine katılmak istediğimden, varımı yoğumu hesap ettim, hesapların verdiği sonuca göre, iki milyon gümüş ve dört milyon Dareios stateri dolmak için yedi bin altın eksik. Bunları senin emrine veriyorum;benim daha geride kölelerim ve mülklerim var, beni bol bol geçindirir".
29. Böyle konuştu, bu sözlerden hoşlanan Kserkses şöyle cevap verdi: "Lydialı ev sahibi, İrandan çıktığımdan beri beni ve ordumu böyle karşılayan ve savaş bütçeme yardım için hazinesini kendiliğinden önüme seren bir kimseye rastlamadım; bunu bir sen yaptın. Askerlerimi prensler gibi ağırladın, bana büyük bir para yardımı yapmak istedin. Buna karşılık ben de sana şu şerefi veriyorum: Bundan sonra benim resmî konuğumsun, dört milyon staterine gelince, yedi bin darik de ben sana kendi cebimden veriyorum, yuvarlak hesap olsun ve biz de sana bu kadarcık bir iyilikte bulunmuş olalım. Elindekilerin hepsi senin olsun ve her zaman böyle eli açık bir adam olarak kal; ne şimdi ne de gelecekte böyle davrandığına pişman olmayacaksın".
Herodotos, Herodot Tarihi 396. sayfa
27. Bu sitede bir Lydialı oturuyordu, Atys oğlu Pythios; bu adam orduyu ve kıralı büyük bir cömertlikle ağırladı; hatta para yardımı yaparak sefer giderlerine de katılmak istedi. Bu cömertlik karşısında, Kserkses, yanındakilere sordu, kim oluyordu bu pythios ve varlığı neydi ki böyle bir öneride bulunabiliyordu. "Kral, dediler bildiğin altın çınarı ve altın asma dalını baban Dareios'a armağan eden adam budur; bugün de bildiğimiz en zengin insan, senden sonra odur".
28. Kserkses'in ağzı açık kaldı. O zaman onunla kendisi konuştu, serveti ne kadar diye sordu. "Kral, dedi, Lydialı, senden saklayacak değilim, ne kadar zolduğunu ben de bilmiyorum, deyip susmayacağım da: ne kadar olduğunu çok iyi biliyorum, sana da ayrıntılarıyle açıklayacağım. Çünkü senin Hellen kıyılarına doğru inmekte olduğunu haber alınca, savaş giderlerine katılmak istediğimden, varımı yoğumu hesap ettim, hesapların verdiği sonuca göre, iki milyon gümüş ve dört milyon Dareios stateri dolmak için yedi bin altın eksik. Bunları senin emrine veriyorum;benim daha geride kölelerim ve mülklerim var, beni bol bol geçindirir".
29. Böyle konuştu, bu sözlerden hoşlanan Kserkses şöyle cevap verdi: "Lydialı ev sahibi, İrandan çıktığımdan beri beni ve ordumu böyle karşılayan ve savaş bütçeme yardım için hazinesini kendiliğinden önüme seren bir kimseye rastlamadım; bunu bir sen yaptın. Askerlerimi prensler gibi ağırladın, bana büyük bir para yardımı yapmak istedin. Buna karşılık ben de sana şu şerefi veriyorum: Bundan sonra benim resmî konuğumsun, dört milyon staterine gelince, yedi bin darik de ben sana kendi cebimden veriyorum, yuvarlak hesap olsun ve biz de sana bu kadarcık bir iyilikte bulunmuş olalım. Elindekilerin hepsi senin olsun ve her zaman böyle eli açık bir adam olarak kal; ne şimdi ne de gelecekte böyle davrandığına pişman olmayacaksın".
Herodotos, Herodot Tarihi 396. sayfa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)